YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN


Bilim insanları, çevreciler ve çocukları  için gelecek adına kaygı duyanların çevre çevre diye haykırış ve çırpınışlarına kulak tıkamanın sonucunda bu günlere geldik. İşte kapımızdaki en büyük tehlike: Küresel ısınma!

Nereden çıktı bu küresel ısınma diyebilirsiniz? Öyle birden bire çıkmadı tabi ki. Biz şu anda 1960’lı yıllardaki yoğun kirlenmenin bedelini ödüyoruz. İleriki yıllarda daha ağır şekilde ödeyeceğiz. Bizim neden olduğumuz kirlenmenin bedelini de çocuklarımız ödeyecek ağır bir şekilde. Bir tedbir alınmazsa buzullar eriyecek, salgın hastalıklar yayılacak, çölleşme olacak, kıtlık olacak. Bütün bunlara bağlı olarak insanlık sosyal anlamda kargaşa ve çalkantılar  yaşayacak.

Küresel ısınmada en çok vebal sahibi olan ülkelere şöyle bir bakarsanız ilk sırada % 25 lik payla ABD’yi görürsünüz. ABD ekonomik çıkarları uğruna küresel ısınmayı kâle bile almıyor. Küresel ısınmadan en çok etkilenen ülkeler ise üçüncü dünya ülkeleri... Zaten ABD ve gelişmiş ülkelerin üçüncü dünya ülkeleri pek umurunda değil! 

Daha çok kazanma hırsı uğruna sanayi atıklarıyla doğal çevreyi kirlettik. Pahalıya mal oluyor dedik arıtma tesislerini kurmadık. Yıllarca ormanlarımızı hoyratça tükettik. Yenilenebilir enerji kaynakları yerine kömür, petrol v.b. fosil yakıtlara ağırlık verdik. En kıymetli varlığımız olan vatan toprağını  bilinçsizce kullandık ve erozyon denen illete kurban ettik. Artık ülkemizin toprakları gözümüzün önünde çölleşiyor, ayağımızın altından kayıyor. 

Sulak alanlarımızı ve tatlı su kaynaklarımızı koruyamadık, akıllıca kullanamadık. Geldiğimiz bu noktada artık bıçak kemiğe dayandı. Artık aklımızı başımıza almalıyız. Acil ve köklü adımlar atmalıyız. Her şey bitmiş değil; hepimizin yapabileceği bir sürü şey var. Yeter ki isteyelim…

Sevgili dostlar, Anayasamızın 56.maddesi aynen şöyle der:''Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.'' İyi bir vatandaş ve insan olarak sorumluluklarımızın olduğunu unutmayalım. Peki biz neler yapabiliriz kişisel olarak. Şimdi uzmanların tavsiyelerine birlikte kulak verelim. Bu tavsiyeler hepimizin yapabileceği işler.

Şehir içinde ve kısa mesafelerde araba kullanmak yerine yürümeyi, bisiklet kullanmayı ve toplu taşıma araçlarından yararlanmayı tercih edelim. Böylece hem çevreyi kirleten karbondioksit oranı azalmış olacak hem de bütçemiz rahatlayacaktır. Düzenli bakımı yapılan bir araba havayı daha az kirletiyor ve % 9 daha az yakıt harcıyor. Ayrıca egzoz gazında dokuz ayrı çeşit kansorejen madde bulunduğunu da hatırlatalım bu arada. 

Geri dönüşüme mutlaka katkıda bulunmalıyız. Her gün toprağa, denize, ırmağa attığımız plastik maddeler, cam şişeler, metal kutular  doğada yok olmadan yıllarca kalabiliyor. Küçücük sigara filtresi doğada yok olmadan iki yıl kalabiliyorsa gerisini siz düşünün! 

Ağaç dikelim ve bunu mutlaka önemseyelim. Toprağı ve suyu korumanın en güzel yolu ağaç dikmektir. Bir ağaç ömrü boyunca bir ton karbondioksit emer. Büyük bir kayın ağacı yetmiş iki kişinin günlük oksijen ihtiyacını karşılıyor.

Ülkemizde yılda bir milyon ton beyaz kâğıtla gereksiz yazışma yapılıyor. Kâğıt israfı bizde had safhada! Okuduğumuz gazeteleri, kullanılmayan defter ve kitapları toplayarak geri dönüşümlerini sağlarsak ağaçlarımız kesilmekten kurtulacaktır.

Temizlikte ve ihtiyacımızı gidermede tek damla suyu dahi boşa harcamamalıyız. El yıkarken, tıraş olurken, diş fırçalarken, duş alırken suyu boşa akıtmamalı, halılar hortumla yıkanarak temizlenmemeli. Saniyede bir damla damlatan musluk yılda 6 ton su kaybına neden oluyor. Arabamızı hortumla yıkarken ne kadar suyu israf ettiğimizi hiç düşündük mü? Tuvaletteki bir sızıntıdan günde 50 litre suyun boşa aktığını biliyor muyuz? 

Su kaynaklarımız geleceğimiz için çok önemli. Ülkemiz bu konuda şanslı aslında rezervlerimizi iyi kullanıp yönetebilirsek. Bakın bundan otuz yıl önce Marmara Denizi'nde 125 tür balık yaşarken bugün on civarında tür yaşıyor. Kızılırmak deltamız önemli sulak alanlarımızdan birisi. Geleceğimiz adına Bafralılar olarak deltaya gözümüz gibi bakmalı ve korumalıyız. Burası bizim adeta hayat sigortamız.

Bu mevzuda anlatılacak çok şey var dostlar. Yerimiz dar, biz bu kadarla yetinelim bu seferlik. Ama şunu asla ve asla unutmayalım. Candan aziz bildiğimiz bu vatan toprağının çölleşmesine, tatlı su kaynaklarının kirlenmesine, doğal hayatın bozulmasına izin vermeyelim. Bu konuda bilinçli olalım; okuyalım, araştıralım. Birbirimizi ikaz edelim.

Çocuklarımıza daha yaşanabilir ve temiz  bir dünya bırakmanın gayreti içinde olalım.

Haftaya görüşmek dileğiyle sevgi ve sağlıcakla kalın değerli dostlar!

(Bu yazımız aynı zamanda Bafra Gazetesi ve Haber sitesi bafrahaber.com'da da yayınlanmıştır)

Mayıs 07, 2017