SUYLA GELEN MEDENİYET(2)


Gerek kişiler ve gerekse vakıflar yaptırdıkları çeşmeler, şadırvanlar, sebiller ve selsebillerle su etrafında izleri asırlarca silinmeyecek eşsiz bir medeniyet oluşturmuşlardır. Gönüllerindeki güzelliği şırıl şırıl akan şirin çeşmelerle insanlara ve diğer canlılara sunmuşlardır. 

Eski sokaklarımızın çoğunun köşe başlarında çeşmeler ve de camilerimizin avlularında şadırvanlar bulunurdu. Düşünün, yaşlı selvinin gölgesinde, kuş cıvıltıları arasında akan şırıl şırıl suyun sesi ve bir de buna eklenen ulvi davet: Ezan…  Mahalle çeşmesinin başında sohbet eden annelerimiz… Huzur ve neşe içinde oynayan çocuklar… Herkesin birbiriyle tanışık ve barışık olduğu bir dünya. O çocuklar ne kadar mesut bir rüyada yaşıyorlardı. Ya bizim çocuklarımız? Beton yığınları arasına hapsettiğimiz çocuklarımız, saatlerce bilgisayar başında oyun oynayarak böyle bir rüyadan mahrum büyüyorlar. 

Eski çeşmelerde benim dikkatimi çeken bir ayrıntı da suyun akışını kontrol altında tutmak, savurganlığı önlemek gayesiyle her biri birer sanat harikası olan farklı tasarımdaki musluklardır. Yılan, koç, ejder başı veya değişik geometrik şekiller halinde dizayn edilmiştir bu musluklar. İlgimi çektiği için böyle küçük tarihi ayrıntıları pek kaçırmamaya çalışırım. Siz de müzelere ilgi duyuyorsanız o döneme ait muslukların orijinallerini görme fırsatına sahip olabilirsiniz. Ayrıca bu konuda hazırlanmış çok değerli eserler var. Bu eserlerde de tarihi muslukların fotoğraflarını görebilirsiniz. İncelediğinizde apayrı bir dünya ile tanışacaksınız. Bu musluklar dönemin mimari zevkini gözlerinizin önüne serecek. Küçücük muslukta bile ecdâdımızın estetiğe önem verdiğini göreceksiniz.

Su söz konusu olduğunda ecdadımız sadece çeşmeler yapmamış. Söz üstatları, diğer bir deyişle sözün sultanları eserlerinde su motifini bolca kullanmışlar. Su ve suya bağlı unsurlar edebiyatımızda geniş bir şekilde yer bulmuştur. Şiirlerimizde mısralar arasında şırıl şırıl akmış. Hikâye ve romanlarımızı süslemiş. Birçok türkümüze, şarkımıza ilham kaynağı olmuştur su. Acılarımız, sevinçlerimiz, umutlarımız, hayallerimiz su ile dile gelmiş, adeta akıp gitmiştir vatan coğrafyasının her bir köşesine.

Divan Edebiyatı şairlerinden Fuzulî’nin meşhur “Su Kasidesi” edebiyatımızın en güzel naatlarından birisidir. Malumunuz üzere naat, Hz. Peygamberi öven şiirlere deniliyor. Bu şiirin bir bölümünde Fuzuli şöyle seslenir: “Hâk-i pâyine yetem der ömürlerdir muttasıl /Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su” (Su senin –Peygamberimizin- ayağının toprağına erişeyim diye durmadan, ömürler boyu başını taştan taşa vurarak âvâre gezer durur.)

Anadolu’nun dili, tercümanı Yunus’umuzun şiirinde deli gönül coşkun sular gibi taşar. “Taştın yine deli gönül/Sular gibi çağlar mısın/Aktın yine kanlı yaşım/Yollarımı bağlar mısın”     

Faruk Nafiz’in mısralarında su şöyle dile gelir : “Derinden derine ırmaklar çağlar/Uzaktan uzağa çoban çesmesi/Ey suyun sesinden anlayan bağlar/Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.” 

“İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya/Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya.” Aynı şiirin farklı bir bölümünde de, “Sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız/Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız.” Diyen Necip Fazıl ise Anadolu insanını Sakarya’nın kıvrım kıvrım akan suyuna benzetir. Anadolu insanı ile bu toprakları sulayan ırmaklar aslında aynı kaderi paylaşırlar. Bu topraklarda suyun hikâyesi ile bizim insanımızın hikâyesi iç içedir. 

Anadolu köylerinden birine gelin götürülürken Kızılırmak'tan geçen gelin alayı köprünün yıkılması üzerine suya dökülmüş, bu arada gelin de sularda kaybolmuştur. Bu hüzünlü hadise insanlarımızı derinden etkilemiştir. Kızılırmak türküsüyle de yurdun her yerinde dilden dile söylenir olmuş. Bu ağıt o acı ile yakılmıştır. 

Elinin kınası soldu m’ola/Gözünün sürmesi bozuldu m’ola/Uçmakta mezarı kazıldı m’ola/Kızılırmak nettin allı gelini /Gelini gelini pullu gelini”

Su etrafında bir kültür ve medeniyet meydana getiren ecdadın torunları olarak bizler, neden bu hayati mevzuya bigâneyiz anlayamadım gitti? Gelip geçenlerin ayağına batmasın diye yoldaki dikenleri süpürürdü bizim dedelerimiz, ninelerimiz. Ne oldu bize? Neden bu kadar kendimizi düşünür olduk?

Bakın içme suyu kaynaklarımız giderek tükeniyor, var olanlar ise kirlilik tehdidiyle karşı karşıya! Bu olumsuzluğun temel sebebi ise bizlerin ihmali. Herkes çuvaldızı kendisine iğneyi başkasına batırsın artık. Bu ülkede susuzluk diye bir sorunumuz olmamalı! Bugün yaşadığımız bu sorunun en önemli sebebi israf, ihmal ve bencilliktir! 

Değerli dostlarım, bir damla sudan büyük bir medeniyet ortaya çıkaran ecdadımıza bir bakalım. Neler yapmışlar bir damla suyu canlılara ulaştırabilmek için. Lütfen araştıralım ve okuyalım! Bu koskoca medeniyet unutulsun veya kütüphanelerimizin tozlu raflarında ilmi kayıtlara geçsin diye ortaya konmadı!  

İnternette haber sitelerini incelerken güzel bir habere rastladım. İstanbul Müftülüğü camilerdeki şadırvanlara fotoselli musluklar takacakmış israfı önlemek için. Takdir edilecek bir uygulama gerçekten. Buna benzer uygulamalar yurt çapında acilen hayata geçirilmeli.

Lütfen su konusuna daha fazla hassasiyet gösterelim. Unutmayalım ki hepimizin bu konuda yapabileceği çok şey var! Üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundayız geleceğimiz, vatanımız ve çocuklarımız için. 
Hoşça kalın, su gibi aziz olun değerli dostlar…

Mayıs 06, 2017