İYİ Kİ SEN BENİ BULDUN


Kendi halimde yaşardım ben seni tanımazdan evvel. Hayatımın milâdıydı seninle tanıştığım gün. Ne zaman ki seni gördü bu gözler, hayatımın akışı değişti.

Bir garip idim ben. Kimsesiz, tenha köşelerde unutulmuş idim. Ne zaman ki sen beni fark ettin, ağalara beylere müdarası olmayan bir adam oldum. Çünkü sen bana yettin. Yoksuldum, zengin ettin. Çaresizdim, derman buldum. Hastaydım sıhhate kavuştum. Cahildim, âlim oldum. Yanlıştaydım, doğruyu gördüm. Ben, beni buldum en sonunda. Kaybettiğim güzelliklere yeniden kavuştum seninle. 

Şimdi sen varsın ya her şeyim var. Sen ekmeğim, aşım, suyum, içime çektiğim oksijenimsin. Kara gecelerde gönül kubbemi aydınlatan kandilimsin. Sen varsın ya yalnız değilim artık. Seninle hemhâlken kalabalıklar umurumda değil. İyi ki sen beni buldun; iyi ki buldun…

Seninle bir ateş düşeli sineme, senden başka her şey ağyar oldu bana. Hayatımı anlamsızlaştıran bir sürü şey yanıp kül oldu gitti. Oh be hayat varmış! Hayat buymuş demek! Hayatın anlamı da buymuş! Nefes almak başka, yaşamak başkaymış meğer… Gökyüzünde pervaz vurup uçan turnalar kadar hürüm şimdi.

Gökkuşağının yedi rengi açıldı ufkumda. Renk kattı muhabbet aşıma, işime. İnsanı, çiçeği, hayvanı velhasıl canlı cansız her şeyi sevmeyi öğrendim. Sevince hayatın güzelleştiğini gördüm.

Bütün bu kökten değişimin sırrı muhabbetmiş bunu öğrendim. Yaratılan her şeyi Yaradan’dan ötürü sevmenin vazifemiz olduğunu fark ettim. Bildim ki, aşk ölmez, âşıklar ölmezmiş. Âşıkların bedeni toprakta çürümezmiş.

Gıdası muhabbet olan yiğitlerin kocamayacağını fark ettim ve bu erlerin etrafına muhabbet saçtıklarına şahit oldum. İnsan ilişkilerinde menfaat gözetmediklerini gördüm. Ömrü boyunca vefasız dilbere meyil vermemiş, gönlü hoş, gözü yaş dolu bu yiğitlerin üzerlerindeki batmayan güneşle ısındım hayatın zemheri soğuklarında.

Şunu öğrendim ki, ideal insan tipini oluşturmanın yolu muhabbetten geçiyormuş. Sultan ol, geda ol; ne olursan ol, insan ol! İnsan olmak için de muhabbetle ayakta dur! Arzda muhabbetsiz dolaşma! 

Muhabbet böyle sihirli bir iksirmiş. Kadehinden bir yudum tadanı rengine boyarmış. Muhabbetin boyası ise âlemde solmaz boya imiş. 

Bütün bunları fark ettiğimde henüz hayatının baharında, her şeyi tozpembe gören on altı yaşında bir delikanlıydım... Kolumdaki saati durdurabiliyordum ama akıp giden zamanı dizginlemem imkânsızdı… Bir deli tay gibi dörtnala koşuyordu önümde zaman. 
Hayat koşusunda saçlarıma aklar düşmeye başladığında anladım ki, sevdiklerime ve sevgiye yeterince zaman ayıramamışım. Bundan dolayı hüzün ve nedamet kaplıyor şimdi ruhumu. Telafisi imkânsız bir ıstırap bu. 

Keşkelerin bir anlamı yok saçlarımıza düşen aklardan sonra. Kalan ömrümüzü muhabbete vakfetmekten gayrı bir çıkar yol da yok. Tövbe, aşksız geçen günlere tövbe!

Bir yılı daha geride bıraktık dostlar, ömrümüzden bir yıl daha geldi geçti. Yeni yılın ilk gününde saçlarının ağardığını farkeden bir adamın on altı yaşındaki duygularını paylaştım sizlerle. Bana ait değil, on altı yaşındaki gence aitti bu duygular. keşke o duyguları bugün bende yaşıyor olabilseydim.

İki bin on yılı muradınızca sevgi, barış ve esenlik içerisinde geçsin. Saygı ve sevgilerimle efendim.

                                                                                                                                                                    (Recep ŞEN - 01.01.2010)

Mayıs 28, 2017