HAKK'I SEVENLERLE


Hayatımızın ne zaman ve nerede nihayete erip noktalanacağını bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki, bize takdir edilen sayılı nefeslerimiz kadar yaşayacağız bu dünyada. Fani ömrümüz ölüm denen yeni bir başlangıç çizgisiyle bitecek. Doğmak nasıl bir başlangıç ise ölüm de yeni bir başlangıç bizim için. İkisi de bizim gerçeğimiz. Doğumla bu fani hayata başladık, ölümle ebedi hayatımız başlayacak.
  
Bu yalan dünyadaki son günümüzde, dostlarımız bizi omuzlarında taşıyacak. Hani Necip Fazıl diyordu ya “Son gün olmasın dostum, çelengim top arabam; Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam!” Eğer bu manada dostlara sahipseniz ne mutlu sizlere! Tabi o gün cenaze merasimimize rol icabı orada bulunmak için gelenler de olacak. Aslolan cenazemizde hakiki dostumuz olarak bulunacak kişilerin sayısının fazlalığı. Herkesin birbirine yabancı olduğu ve birbirinden kaçıştığı bu çağda hakiki dostlarımızı saymaya kalksak bir elin parmaklarını geçmez sanırım. Dikkatli bakarsak zaten sağlığımızda onlar vardı yanımızda, ölürken de onlar olacak. Bizi omuzlarında taşıyacak, kabrimize indirecek, dua ve niyazda bulunacak son olarak dostluk vazifelerini ifâ edecekler. Bundan gerisi hikâye!

Artık ölüme çok yakın olduğumu hissediyorum. Günler su gibi akıp gidiyor. Tutup yakalayabilen yok. Kuş gibi kaçıyor ellerimizden zaman. Geri getirmek mümkün değil! İşte geldik kırklı yaşlara...  

“Çocukken haftalar bana asırdı;/ Derken saat oldu, derken saniye…” Gençken, çocukken aklımıza gelmezdi ölüm. Artık ölümün bize daha yakın olduğunun farkına varıyoruz galiba. Elindeki balonunu rüzgâra kaptırmış bir çocuk gibiyiz; çaresiz, âciz ve korku içerisinde... Elimizden ne gelir ki? Yüce Rabbimizin fermanı bu. Sadece bize düşen bu noktadaki acziyetimizin idrakinde olmak. Korkumuz ölmekten değil elbette. Korkumuz ölümden sonrası için. Dünyada yaşadıklarımızın hesabı var, hem de en ince teferruatına kadar. Kur’an’ın ifadesiyle “İkra’ kitabek…” denilecek ve elimize verilecek dünyada yaptığımız işlerin karnesi. Yüce Rabbimiz merhametiyle muamele etsin bize.

Bu anlamda dünyada güvenecek hiçbir şeyimiz yok. Ne muallimliğimiz, ne hocalığımız, ne bilgimiz, ne de amellerimiz... Yüce Mevla’nın rahmeti, mağfireti olmadan hiçbir şey anlam ifade etmiyor. İbadetleri de bu minvalde yapmak lazım. Ne cennet tasası, ne cehennem korkusu, sadece onun rızası için olmalı ibadetlerimiz.

Yunus’umuzun bir beyiti vardır çok hoşuma gider. Bir hülasadır o beyit. Bütün bir medeniyetin, büyük bir felsefenin, inancın özetidir o. “Hakkı seven kullar ile./Çağırayım Mevlâm seni.” Yine iş dönüp dolaşıp sevgiye geliyor.Birbirimizi sevmeye geliyor. Sevgisiz hiçbir şey olmuyor zaten. Sevgi şart!

O’nu seven kullar ile O’nu çağırmak ve bu şekilde O’nun yolunda yürümek...  Belki de bizim gibi düşkünlerin, zayıfların deryada gark olmadan sahil-i selamete erişebilmeleri için en kestirme yol bu olsa gerek.

Hani demiştik ya, şu dünyadan son yolculuğunda tabutundan tutacak, seni omuzlarında taşıyacak, hakiki dost lazım insana diye. Evet hakiki dost kimdir? Aralarında en ufak bir dünyevi menfaat olmadan Hak Rızası için, ulvi bir sevda için birbirini sevenlerdir hakiki dostlar. İşte bu dostlarla Hakk’a yürünür... Gerisi laf ü güzaftır.

O’nu sevenleri sevmek demek, onlarla hemdem olmak demektir. Hayatı onlarla paylaşmak demektir. “Kişi sevdiğiyle beraberdir” ve “Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde herkes kiminle arkadaşlık yaptığına baksın." Nebevi düsturunca o kutlu kervanın izinde kör, topal, düşe kalka, gerilerden de olsa yürüyebilmek. Onlar kör, topal demez kervanın en sonundakini bile çekip alırlar yanlarına. Onun için onların dostluğu, onların istikameti bizi iki cihanda mutluluğa götürecektir. Onlarla hayatı paylaşmak ayrı bir zevk, neşe, ve tattır. Çünkü Yüce Mevlamız şöyle buyurur:” “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Bir de sadıklarla beraber olun.” (Tevbe sûresi, 9/119) Evet onlarla beraber olmak, onları sevmek, onlara hürmette kusur etmemek gerekir. Şairin ifadesiyle “ Veliler, üstatlar ettiler himmet/Bize yaratanın kuludur diye/Onun için onlara eyleriz hürmet/Bu yolda bizlerden uludur diye.”

O’nu sevenleri sevmekle hem dünyada, hem ahirette kazananlardan olacağız. O has adamlarla, Hak yolun yiğitleriyle Rasüller Serveri Fahr-i Alem’in sancağı altında toplanmaktan daha büyük saadet olabilir mi insan için?

Bizde bir şey yok, hiçiz, âciziz, mücrimiz. Kendimizi kandırmayalım. Bu modern dünyanın günah, oyun ve eğlence seli bizi almış önüne sürükleyip götürüyor. Tek kurtuluşumuz fisebilillah O’nu sevenlerle birlikte olup modern dünyanın tuzaklarından kurtulmak. Yaşamadıktan sonra ne hocalığımız, ne bilgilerimiz, hiçbir şeyin bize ölüm çizgisine geldiğimizde faydası olmayacak. Kalb-i selimdir aslolan. “Yevme la yenfeu...” demiyor mu Kur’an?

Kalp kırmayan, farzları yerine getiren, şirkten uzak duran, kul hakkına riayet eden, Hakk’ı sevenlerle bir olan (doğrusunu en iyi Allah bilir) gerçek saadeti bulmuştur.

Attarın yanında durursak miskü anber gibi kokarız. Ya lağım işleriyle uğraşan birisinin yanında bulunursak?

Hakk’ı sevenlerin yanında olursak daim Hak ile oluruz. Çünkü onlar zikr-i Hak ile meşguldürler. Kalpleri peygamber sevgisiyle doludur. Onların meclislerine melekler bile imrenir. Onların meclislerinde huzur, sükûn, emniyet, barış, esenlik vardır. O meclise bir tutam tuz ihtiyacı için uğrayan bile içinde eğrilik yoksa bahtiyardır, nasibini alır. Yunus buğdaya gelmemiş miydi başlangıçta? Buğday bir vasıta oldu belki Hakk’ı sevenlerle birlikte olmasına.

Nasıl ki, hayat gerçeği varsa ve biz yaşıyorsak, ölüm de bizim için hayat kadar gerçek. Kaçışımız yok ölümden.

Eğer O’nu sevenlerle bir ve beraberseniz korkmak da gereksiz ölümden. Çünkü onlar ölmeden önce ölmüşlerdir. Bir odadan diğerine geçiş gibidir ölüm onlar için. Sevgiliye vuslattır.

Mevlana’nın şu sözünü unutmamak lazım. “Ey kardeş sen yalnız duyuş ve düşünüşten ibaretsin. Geri kalan et ve kemik yığınıdır.” Şimdi asıl mesele şu ki, et ve kemiği besledik durduk yıllarca. Ya gönlümüzü? Hayırlı ramazanlar efendim.

                                                                                                                           (Recep ŞEN - 27.08.2009) 

Mayıs 28, 2017