BEN BİR KUŞ OLSAM UÇSAM (2)


Kültür ve medeniyet dünyamızda kanat çırpan kuşlarla yolculuğumuza ikinci bölümle devam ediyoruz. Kuşların dilinden bahsetmiştik birinci bölümde ve bülbül ile söze başlamıştık. Gül ile bülbülün aşk macerasını sözün üstatlarının dizeleriyle anlamaya çalışmıştık. Uykusunda kuş şekline bürünüp manevi âlemlerde dolaşan tertemiz gönüllü bir Anadolu dervişinin duygularını hissetmeye çalıştık. Kış uykusundan kuş uykusuna diyor ve yola revan oluyoruz tekrar.

Turnalara merhaba diyoruz bu sefer de. Turnalar deyince, sadakat gelir benim aklıma.  Sevgide sadakat en önemli özelliğidir turnaların. Eşleri öldüğünde bir başka turna ile asla eşleşmezler. Yüce Mevla, bize ibret olacak birçok özellik yaratmış hayvanlarda. Görebilene ne mutlu! Sadakat demiştik ya.  Avcının kurşunlarıyla vurulan bir turna öldüğünde, eşi de hayata onsuz devam etmek istemez; ya hiç bir şey yemeden onun başında bekler ya da kendini sulara bırakarak hayatına son verir. Çok gururludurlar bu anlamda, yuvalarını ayrı yaparlar, sade bir hayat sürerler. Kuluçka zamanında eşler yuvayı nöbetleşe bekler. Yuvaya herhangi bir yabancı yaklaştırmazlar. Anne babaları yaşlandıklarında onların geçimlerini de temin ederler bu güzel hayvanlar. Bir turna kuşu kadar bile olamayan hayırsız evlatların kulakları çınlasın. 

Uzun ömürlü ve göçmen bir kuş olan turnalar dostluk konusunda da bize ilham kaynağıdırlar. Göç vakti geldiğinde gökyüzünde uçarken içlerinden birini lider seçerler ve onun öncülüğünde “V” çizerek yolculuklarına devam ederler. Böylece güçlerini birleştiren bu dostlar birbirlerine destek olarak yolculuklarını sürdürürler. Uğur, bereket, akıl ve güzellik onların asli özellikleri olmuştur şiirimizde.

Anadolu’da halkımız tarafından çok sevilmiştir turnalar. Buna sebep, belki de yukarıdaki saydığımız güzel özelliklerdir. Söz üstatları da ortaya koydukları eserlerinde bir sembol olarak turnalara yer vermişlerdir. Kimi zaman neşe ve coşkuyu, kimi zaman da hüznü, hasreti dile getirmişlerdir turnalar vasıtasıyla. Daha çok Halk Edebiyatımızda rastlarız onlara. Göçmen olduğu için haber ulaştıran kuştur turna. Âşıkla sevgilisi arasında bir postacıdır adeta o, haber getirir, haber götürür. Uzaklardaki sevgiliye turnalarla selam gönderilir. Onun hali, hatırı turnalardan öğrenilir. Kısacası onun kanadına bağlanır umutlar, sevdalar, özlemler… Eli, kolu, dili olur turnalar sevenlerin. Bunu ne güzel anlatır,  o sık sık mırıldandığımız, hislerimize tercüman olan “Allı Turnam” türküsü:

“Allı turnam bizim ele varırsan,
Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle!
Eğer bizi sual eden olursa,
Boynu bükük benzi soluk yâr söyle!”

Âşık Emrah’ın aşağıya aldığımız güzel mısralarında yâr yanına uğrayacak turnaya söylenecek sözler var. Bu sözlerin içinde selam var, alna yazılan hasret var, yâr ile bâde içme umudu var, vuslat arzusu var:

Dost eline giden turna,
Bekle kelamı kelamı.
Uğrar isen yâr yanına,
Eyle selamı selamı.

Kement olmuş zülfün bize,
Ela gözler süze süze,
Yazılmıştır alnımıza,
Hasret kalemi kalemi.

Hey ağalar hey gaziler,
Yürekte yaram sızılar,
Gönül yarini arzular,
Bilmez ırağı ırağı.

Sefil bülbül dalda ötmez,
Dost hayali serden gitmez,
Yarama hiç melhem tutmaz,
Gezek âlemi âlemi.

Emrah der ki burdan gitsem,
Birgün evvel yâre yetsem,
Yâr elinden bâde içsem,
O gün ola mı olamı

Gevheri Turnaya halini arzeder ve gittiği yerlerde kendisini soranlara halini anlatmasını söyler. Aslında, bu şiirde Gevheri aşkı ve âşığın halini anlatır. Şiirin bir yerinde, âşık olmanın müşkül hal olduğunu belirtir. Bu hal içerisinde hasret vardır, gurbet vardır, vuslat arzusu vardır, gözyaşı vardır, mecnûniyet vardır. Önünde vuslata mani, yolunu bağlayan engeller vardır.  Bundan dolayı da ciğeri büryandır. Şimdi de söz, bağrı yanık Gevheri’nin:

Garip turna bizi senden sorana, 
Şimdi bir yavruya kuldur diyesin. 
Aşkın zincirini takmış boynuna, 
Devr içinde Mecnun oldur diyesin. 

Gece gündüz ağlar hiç bir dem gülmez, 
Unutmuş eşini dostunu bilmez, 
Sevmiş bir güzeli artık vazgeçmez, 
Âşık olmak müşkül haldir diyesin. 

Terkeylemiş eşi ile dostunu, 
Abdal olmuş eğne almış postunu, 
Gelen geçen çiğner oldu üstünü, 
Ayaklar altında yoldur diyesin. 

A zalim engeller yolumu bağlar, 
Yarimin hasreti ciğerim dağlar, 
Ab-ı revan olmuş durmayıp çağlar, 
Şol akan yaşları seldir diyesin. 

Gevheri der bilmem ben ne olduğum, 
Gurbet illerinde durup kaldığım, 
Aceplemem beyim şimdi solduğum, 
Bülbülün mekanı güldür diyesin.

 

Daha birbirinden güzel halk şiirleri var. Bunların hepsini buraya almamız mümkün değil tabii ki. Son olarak bir türkümüzün güzel sözleriyle turnalara veda ederek onları dost yurduna uğurlayalım biz de. Aman kara kargalardan uzak durun; telli turnalar yoldaşınız olsun. Sevgiyle kalın efendim.

 

Bir çift turna gördüm durur dallarda,
Seversen Mevlâ’yı kalma yollarda,
Sizi bekleyen var bizim ellerde,
Bizim ele doğru gidin turnalar.

Turnam dertli öttün derdimi deştin,
El vurdun yâremin başını açtın,
Eşinden mi ayrıldın yolun mu şaştın,
Doğru bir katara gidin turnalar.

Fazla gitmen bizim ele varınca,
Selâm söylen eşe dosta sorunca,
Sağ selâmet menziline varınca,
Benden yâre selâm edin turnalar.

(Recep ŞEN - 16 Nisan 2011)

Haziran 03, 2017