ÜÇ HARF İLE BEŞ NOKTA


“Kızım, bir nokta çizer misin tahtaya?” dedi öğretmen. Çocuk minnacık eline tebeşiri aldı, tahtanın tam ortasına bir nokta kondurdu. Sonra o noktaya baktı bir elif miktarı. Parmağını kaldırarak öğretmenine şu soruyu sordu: “Öğretmenim, en fazla kullandığımız bir sembol olduğu halde nokta niçin bu kadar küçük? Ayrıca eni yok, boyu yok, çelimsiz, basit bir şekil!”

Öğretmen şu cevabı verdi öğrencisine: “Eğer şu başındaki dünya gözüyle bakarsan nokta bu kadar küçük kızım. Yalnız, gördüğün şeyler seni aldatmasın. Her şey dışarıdan gördüğün gibi değildir. Eğer gönül gözüyle bakar ve tefekkür edersen görürsün ki, nokta o zaman çok çok büyüktür kızım. Mesele görebilmekte. Her şey bir nokta ile başlıyor, devam ediyor ve yine bir nokta ile nihayete eriyor. İyi bak, senin tahtaya kondurduğun o noktadan oluşuyor harfler, çizgiler, geometrik şekiller. Mesela, nokta olmasaydı doğru da olmazdı. Bak, nokta olmayınca koskoca matematik bilimi eksik. Aynı şekilde bütün harfler de noktalardan meydana gelmiştir. Harflerden, kelimeler, kelimelerden, cümleler. Meramımızı anlatıp cümleyi bitirince de sonuna nokta koyarız. Noktayla başlar cümlemiz ve yine noktayla biter. Aslında bitmez, her nokta taze başlangıçtır. Söyle şimdi nokta büyük mü, yoksa küçük mü?” 

İlkokulu yeni bitirmiştim, henüz küçük bir çocuktum. Yazları dedeciğimin yanına gider, köyün o tertemiz doğasında tatilin tadını çıkarırdım. Nur içinde yatsın rahmetlik dedem bir gün bana şu soruyu sordu: “Söyle bakayım oğlum ilmin başı nedir?” Ben de odadakilerden aldığım kopyayla  şu cevabı vermiştim: “Sabır dedem, sabır!” Beni aşan bu sorunun cevabını, tebessüm eden çehresiyle dedem şöyle vermişti: “ İlmin başı bir noktadır evlat, tek bir nokta! Unutma bunu olur mu?”  Şimdi daha iyi anlıyorum okula gitme imkânı bulamayan dedemi, dedemin zamanlarını, dedemin akranlarını… Bu insanlar okul bulup gidemediler, kitap bulup okuyamadılar. Birçoğunun okuma yazması yoktu. Peki nereden öğrendiler birçok profesöre taş çıkartacak ilmü irfanı?

Bizim medeniyetimizde bir sembol olarak nokta kavramı üzerine o kadar güzel değerlendirmeler yapılmıştır ki, bu değerlendirmeleri okudukça ufku açılıyor, gönlü ferahlıyor insanın. İsterseniz nokta bahsine Hz. Ali (r.a.) Efendimiz ile başlayalım. Kendisine sır nedir diye sorulmuş. O da şu cevabı vermiş: “Sır, dört kitaptır, dört kitabın sırrı Kur'an dır, Kur'an'ın sırrı Fatiha'dır, Fatiha'nın sırrı Besmele’dir, Besmele’nin sırrı "Be" harfidir (arapça B harfi), “Be” harfinin sırrı altındaki o noktadır, ve ben de “Be” nin altındaki noktayım.”

Biraz Besmele-i Şerif’in Be’si üzerinde duralım isterseniz. Kâinat dediğimiz bu uçsuz bucaksız evrenin hülâsası Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’in özeti de başındaki Fatiha Suresi’dir. Fatiha’nın özeti ise başındaki Besmele-i Şerif’tir. Besmele-i Şerif’in özeti ise başındaki “Be” harfindedir. “Be” harfinin özeti de altındaki noktadadır. Noktayı Kübrâ:İnsan-ı Kâmil…İşte bütün sırların kilidini açacak şifre de bu noktadadır. Her şey o bir noktaya bağlı. Onun için bizim geleneğimizde birçok eser Besmele ile başlar. Besmele ile başlamasa bile bu sırra binaen “Be” harfi ile başlar. Mesela, İslâm dünyasının kandili Mesnevi dahi “bişnev” diyerek başlar ki, bişnev’in ilk harfi de “Be”dir. 

Her şey bir noktada cem oluyor: “Be” nin noktasında. Hepimiz Arapça “Be” harfinin şeklini biliriz. “Be” harfinin aslı eliftir aslında. Elif, birliği (ehadiyeti), gaybı, Gizli Hazine’yi temsil eder. “Be” harfi ise görünür âlemdir. Yatay olarak düşünün elifi. Gökyüzüyle yeryüzünün birleştiği ufuk çizgisinde yatay olarak bir elif hayal edin ve altında da bir nokta. İşte elifi, “Be” yapan o noktadır. Elif, o nokta ile kendini gösterir. İşte, saklı olandan görünür olana bu nokta sayesinde bir kapı açılır. İşte “Be” nin sırrı bu. 

Bir kutsi hadiste “Küntü kenzen mahfiyyen… ” buyuran Yüce Mevlâmız: “Ben gizli bir hazine idim bilinip tanınmayı murad ettim ve mahlûkatı yarattım.” İşte, nokta-i kübrâ olan insana da Allah (c.c.)’ın cemal ve kemâl tecellilerini anlama kabiliyeti ihsan edilmiştir. O, bütün mevcudatın özü olarak yaratılmıştır. Yüce Mevlâ’nın esmâ, sıfat ve zâtına tam ayna olma özelliği insana verilmiştir. 

Varlık âlemine baktığımızda her şey bir nokta ile başlıyor ve aynı zamanda her şey kendini bir noktanın içinde buluyor. Bir buğday tanesi gibi. Bir tohumdan binlerce tane hâsıl oluyor. O binlerce buğday tanesinin aslı da tek tohum. Şâir bunun için : “Yürü ey zülf-i siyah, noktadan aldım haberi.” diyor.  Bütün sır, tek bir noktada. Bakar körlerin cismine, şekline bakıp da ehemmiyet vermediği o noktada…        

İnsan zayıf, âciz, küçük bir varlık. Biliyorsunuz, Arapça sayılarda sıfır, nokta ile gösterilir. Bir anlamda yokluğu da sembolize eder nokta. İnsan bu yoklukta aciz ve hiç olduğunu anlıyor ve Mutlak Varlık’ı daha iyi tanıyor. Kendini yok bildikçe, hiç bildikçe Allah’ı buluyor. Gayrı sevdalar çıkınca, gönlü muhabbetullah dolduruyor. İşte gerçek güce ve potansiyeline insan o zaman erişiyor. İnsan kendini bir küçük nokta misali aciz, yok ve hiç bilmeli. Gurur ve kibre yeltenmemeli. Hiç kimseyi hakir ve hor görmemeli.  

Bir noktacık, küçücük… Ama kâinatın özü… Rabbül Âlemin’in kendisinde en güzel şekilde tecelli etmiş olması bakımından ise nokta-i kübrâ… Öyle bir nokta-i kübrâ ki, ben buradayım, beni gör diyecek kadar da ayan beyan ortada.  Gönül gözü âmâ olanların, bakar kör olanların asla göremeyeceği bir nokta-i kübrâ. Şâir boşuna söylemiyor: “Nokta-i kübrâ göremez âmâ.” Her şey bir noktada saklı. Biz yoğuz, O var. Yapan, eden O. İnsan-ı kâmilden görünen de O. O var; ne gam, ne keder var! Allah var, huzur var!   

İlmin Kapısı Hz. Ali Efendimiz (r.a.) : “ İlim bir noktadır onu cahiller çoğaltmıştır.” buyurur. Nokta asıl, çizgiler vehimdir. İşte o noktada irfan ve hikmet var. Asıl ilim bu. İrfan ve hikmet esastır, temeldir, özdür, cevherdir. Cahiller bu esası kaybettikleri için, sonradan ortaya çıkan çizgi ve harflere takılıp kalmışlardır. İlim eğer hikmet ve irfana bağlı, hikmet ve irfanı arama azminde olursa bunların izinde ve ışığında yürürse makbuldür. Yoksa gerisi kîlükâl’dir, Yunus tabiriyle: “bir kuru emektir.” Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle de “çelik çomak” oynamaktır. Bakın, Yunus’umuz canımız ne güzel söylemiş nokta bahsinde:

              Her eşya bir harf olmuş,
              Hem zarf, hem mazrûf olmuş,
              Acep ilim sarf olmuş,
              Bir nokta bin söz oldu.

Edip Harabi’nin çok hoş ve çok anlamlı bir dörtlüğünü paylaşmak istiyorum sizlerle. En son mısradaki şifreyi çözebilirsek gerçek Âdem olduk, adam olduk demektir. Şifre: Üç harf ile beş nokta…

                    Âdeme eş noktadır, 
                    Gördüğün düş noktadır, 
                    Âdemi âdem eyleyen,
                    Üç harf ile beş noktadır.

Her şey secde ediyor. Kalemin seccadesi kâğıt, secdesi de noktadır dostlar. İşte ecdadımız duyduğu bu mana ile okumuş, bu mana ile duygu ve düşüncelerini kâğıda dökmüş. Koskoca bir medeniyetin hülasası tek noktada, çöz çözebilirsen! Yeter ki, anlamak için yaklaş ve adım at. Bak gör ki o zaman nelere mâil olacaksın bu hazineden. Bizim cevherimiz bu, mayamız bu, rengimiz bu dostlar. Türk’ü başka yerlerde aramak abesle iştigal olur. Hayat burada, neşe, zevk burada bize. Biz buradan geliyoruz. Türk Milleti bu değerlerle yüceldi. Bugün, kaybettiği bu değerlerle yeniden kucaklaşmak zorundadır. Maddi ve manevi kalkınması buna bağlıdır. Bir ivme kaydedecek, bir sıçrama yapacaksa kendi değerleriyle kucaklaşarak yapacaktır. Başka yolu yok. Reçete bu. Kalkınma için başkalarının sonu kaosla, krizle biten anlamsız tecrübelerinin peşinden koşmanın da bir mantığı yok. Tek kanatlı kuş uçamaz. Bir tarafta yitiğimiz olan insanlığın ortak mirası bilimsel çalışmalar, diğer tarafta ecdadımızdan devraldığımız zengin irfanımız. 

Yunus ve Mevlana gibi medeniyet güneşi değerlerimizin bugün sadece adını okuyoruz, yazdıklarına bihakkın gönül vermiş, eğilmiş değiliz. Bu konudaki gayretlerimiz yeterli değil. İşte tâ Limni’de unuttuğumuz ve uzun yıllardan beri hatırlamaya yanaşmadığımız değerlerden bir tanesi: Niyazi Mısri.  Hatırlanmasına ve tanınmasına vesile olur ümidiyle bu haftaki yazımıza ondan aldığımız mısralarla son verelim dostlar. Şöyle diyor Mısri nokta bahsinde :“Hak ilminde bu âlem bir nüsha imiş ancak,/ Ol nüshada bu âdem bir nokta imiş ancak./ O noktada gizlidir nice nice bin derya,/ Bu âlem o deryadan bir katre imiş ancak.”  

Başka söze ne hacet. Selam ve sevgilerle... Bayramınız şimdiden mübarek olsun. Fiemanillah.                                                                                                             (Recep ŞEN-16 Ağustos 2012)

ŞİİR SANDIĞINDAN:
Bu tılsımı bağlayan, cümle dilden söyleyen,
Yere göğe sığmayan, girmiş bu can içinde.
(Yunus Emre)

Haziran 07, 2017