HEPİMİZ KARDEŞİZ


Kardeşlik, birlik ve beraberliğimizin olmazsa olmaz şartıdır. Allah (c.c.) tarafından bize verilen  en büyük nimettir. Bizi birbirimize kenetleyen bağdır. Bizim coğrafyamızın çimentosudur. Peki, hep kardeşlikten söz ediyoruz da bu olguyu nasıl hayata geçireceğiz, elle tutulur uygulanabilir projelerimiz nelerdir? Kardeşliğin de bir hukuku var mıdır? Kardeşliği nasıl anlayacağız ve nasıl yorumlayacağız?

 Kardeşlik bugün sosyal hayatımızda hakiki manasıyla yer bulamayan boynu bükük, yetim, yitik bir kavram. Bence en mühim ve en değerli yitiğimiz. Beceremiyoruz kardeşliği biz. Birbirimizle ilişkilerimiz maalesef menfaat ve çıkar üzerine kurulu. Menfaat ve çıkarlarımızla bağlantılı bizim kardeşlik anlayışımız. Oysa bunun adı kardeşlik değil menfaat ve çıkar birlikteliğidir. Yani bir ticari birliktelik gibi düşünebiliriz bunu.

Menfaat ve çıkarlar kardeşliğin önündeki en büyük engel. Bir de hırs, gurur ve kibir var. Menfaat ve çıkarlarını ön planda tutan insanların erdemlilik adına yükselebilecekleri bir makam söz konusu değildir. Böyle insanlar ancak menfaat ve çıkarları uğruna peşinden koştukları dünyalıklar kadar değere haiz olabilirler.  Belki insanların gözünde büyük, değerli  birisi gibi gözükseler de hikmet ve ilim erbabı katında hiçbir değerleri yoktur. Çünkü himmet ve gayretleri dünyadır, dünyevileşmektir, daha modern bir tabirle markalaşmaktır.

Bu dünyadan sahip olduklarımızın, daha doğrusu sahip olduğumuzu sandıklarımızın hepsi geçici ve sık sık el değiştiren şeylerdir. Makamlar, mevkiler, paralar, mallar, mülkler, şöhretler… Bugün var, yarın yok! Bugün sende yarın başkasında. O halde bunlar için, bunları elde etmek için kardeşliğimizi zedelemeye değer mi? Kardeşlik, bu dünyalıklardan daha kıymetli ve elzemdir oysa. Maalesef, daha fazla dünyalık biriktirme hırsı bizi biz olmaktan çıkarıyor. Hayatımız değişiyor, tavrımız değişiyor, inancımız değişiyor, rengimiz, boyamız velhasıl-ı kelam karakterimiz değişiyor.  Bir zaman sonra farklı bir insan olup çıkıyoruz. Kendimiz de inanamıyoruz düştüğümüz duruma. Daha çok kazanma, güce tapınma hırsı bizi mahvediyor, bizi mahvettiği gibi toplumsal yapımızı da bozuyor.

İyi günde, dar günde hiçbir şeyi hesap etmeden birbirimizin yanında olabilmek, birbirimize sahip çıkabilmektir kardeşlik. Karşılık beklemeden verebilmektir. Allah aşkına, kim kime karşılık beklemeden bir şey veriyor bu devirde? Alah’ın selamını bile vermiyor adam sende dünyalık adına koparabileceği bir menfaati yoksa. Senin yanına bile yaklaşmıyor, bırak kardeş olmayı. Zihniyet bu! Hepimiz önce kendimizi, sonra da birbirimizi kandırıyoruz. Yazık oluyor bu topluma. Bu hal ile bir yere varamayız.

Bizim kardeşlikten anladığımız aynı sosyal grup içerisinde yer almak. Buralarda birlikteyseniz kardeşsiniz. Çünkü bulunduğunuz bu yerlerde menfaatleriniz örtüşüyor da ondan. Oysa  “Ey Allah’ın kulları kardeşler olunuz.”emri bize zaman, mekan ve mesafeyi aşan daha geniş bir yelpazeyi işaret ediyor. Bu gerçeği görmek istemiyor kimse! Önümüzde üç temel problem var: Bunlar bilgisizlik, yoksulluk, tefrika. Birincisi ilim ve irfanla, ikincisi çalışarak ve paylaşarak, üçüncüsü ise kardeşlikle çözülebilir. Elimizde bulunan imkânları hak ve adalet ölçüleri içerisinde paylaşmayı bilmeliyiz. Nimetler karşısında hep kendimizi tercih etmek yerine karşımızdaki kardeşimizi tercih etme fedakârlığını gösterebilmeliyiz. Hep bana, hep bana dediğimiz için mezara kadar değil pazara kadar sürüyor bizim kardeşlik, dostluk ve arkadaşlıklarımız.

İyi günde, dar günde hiçbir şeyi hesap etmeden birbirimizin yanında olabilmek, birbirimize sahip çıkabilmektir kardeşlik. Karşılık beklemeden verebilmektir. Allah aşkına, kim kime karşılık beklemeden bir şey veriyor bu devirde? Alah’ın selamını bile vermiyor adam sende dünyalık adına koparabileceği bir menfaati yoksa. Senin yanına bile yaklaşmıyor, bırak kardeş olmayı. Zihniyet bu! Hepimiz önce kendimizi, sonra da birbirimizi kandırıyoruz. Yazık oluyor bu topluma. Bu hal ile bir yere varamayız.

Nedir bu kavga, nedir bu hırs, nedir alıp veremediğimiz birbirimizden? İslam Tarihine şöyle bir baktığımızda, Asr-ı Saadet dönemindeki Evs ve Hazrec kabilelerinden hiç mi örnek almayız? Neler çektiler kardeş kavgasından neler! Hz. Peygamber (s.a.v), onları düştükleri bu yanlış ve karanlık yoldan kurtardı. Yoksa iki yakaları bir araya gelmeyecekti. Lütfen okuyalım İslam Tarihinin bu bölümlerini, ibret alalım. Muhacir ve Ensar arasındaki kardeşlik ilişkisini anlamaya çalışalım. Tarihin seyrine baktığımızda bu millet birlik ve beraberlik içerisinde olduğu müddetçe kazanmıştır. Tabii onunla beraber insanlık da kazanmıştır. Barış, huzur, hak, adalet hâkim olmuştur yeryüzüne. Farklı anlayışlarımız, görüşlerimiz olabilir; bunları müsamaha ile karşılayalım. Aramıza fitne fesat tohumları ekmek isteyenlerin yüzünü güldürmeyelim. Yeryüzünde fitne fesat tohumunu ekenler, iktidar ve güçlerini buradan alıyorlar, unutmayalım. Onlar zaten fırsat gözlüyorlar. Yenik düştüğümüz yer tam da burası aslında. Uzun zamandan beri buradan darbe alıyor ve  takatimizi yitiriyoruz.

Lafü güzaf ile kardeşlik tesis edilemez. Güngörmüş ataların sözüdür: Lafla peynir gemisi yürümez! Yapacağımız uygulamalarda ortak aklı devreye sokarak, her işimizde hak ve adaleti baz alarak kardeşliği tesis edebiliriz. Yardımlaşma, sevgi, saygı, merhamet, affedicilik, empati,  hoşgörü, adalet, güven, vazgeçilmezlerimizden olmalı. Unutmayalım ki, kardeşlik her şeyden değerli bir hazinedir bizim için. İlim ve irfanın kılavuzluğunda gönüllerimizi kardeşliğe açmalıyız. Unutmayalım ki, gönüllerini imar edip kardeşliğe açamayan insanlar yeryüzünü de imar edemezler. Bizim kardeşliğimizin referansı, kaynağı, temeli dinimizdir. Kardeşlik anlayışımız buradan beslenir.  Soy sop kardeşliğinin ötesinde mefkûre ve akide kardeşliğidir bizim için aslolan. Bu topraklar da zaten kardeşlik dediğimiz şey de bu hakikat ile mayalanmıştır.  Neşede ve kederde, dar günde ve geniş günde, hastalıkta ve sağlıkta bir ve beraber olmalı, bunu davranış biçimi haline getirmeliyiz. Kardeşimizi kendimizden daha üstün tutmalıyız. Birbirimizi yalnızlık ve çaresizlik girdabında bırakmamalıyız. Bir vücudun azaları, bir duvarın tuğlaları gibi olmalıyız. Birbirimize zulmetmeyeceğiz. Ne zulmeden, ne de zulme uğrayan olacağız.

Kardeşlik söz konusu olduğunda hal ve hareketlerimize daha fazla itina göstermemiz gerekir. Konuşurken, yazarken dikkat etmeliyiz üslubumuza. Ölçüp biçmeliyiz söylediklerimizi. Dilin kemiği yok nasıl olsa. Biraz dikkat ve özen! Dil yarası en zor kapanan yaradır. Bir de “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”emrine muhatabız. Kardeşler arasında laf getirip götürenlere, yalan yanlış haber yayanlara dikkat etmemiz gerek. Bunlar kardeşliğimizi bozmaya yönelik kötü niyetli davranışlardır. Bu çok önemli. Her işimizde adaletli olmamız lazım. Adalet en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey. Ekmek, su, hava kadar önemli. Adalet birçok toplumsal sorunun devası aslında. Kusur ve ayıpları ortaya dökmenin, sürekli tenkit etmenin  kardeşlik adına kimseye bir yarar getirmeyeceği net ve aşikârdır. Eksiklerimiz, hatalarımız, kusurlarımız var elbette. Hatasız kul olmaz. Eksiklerimizi, kusurlarımızı düzeltme de uygun yol ve yöntemlerle birbirimize yardımcı olmak bir kardeşlik vazifesidir. Birbirimizin kusur ve ayıplarını araştırmak, ortalığa dökmek gibi bir yanlış yola düşmeyelim. Birbirimizi karalamak, ayıplamak, küçük ve değersiz görmekten de kaçınmalıyız. Kibir, gurur, böbürlenme, kin, öfke, haset, bencillik, ayrımcılık, gibi gayri insani davranışlar bize yakışmayacağı için bunlardan uzak durmalıyız. Bunlar birlikteliğimizi, gücümüzü yitirmeye neden olur. Hele hele gıybet ve önyargıyı aramıza hiç sokmamalıyız.  İyilik ve güzellik adına ne varsa, aramızda bunları yaşatacağız, yaygınlaştıracağız. Kötülük adına her ne varsa bu illetleri de aramıza sokmayacağız. İhanet ve bölücülük fitnesine karşı dikkatli olacağız.Bizi bölmek, parçalamak, gücümüzü zayıflatmak isteyenleri iyi tanıyacağız.Devlet ve milletimiz önceliğimiz olacak.

Değerli okuyucularım şimdi sizleri tarihin kaydettiği ender kardeşlik hikâyelerinden birisiyle başbaşa bırakmak istiyorum. Sahabilerden Huzeyfe (r.a.) anlatıyor: 

Hicretin on üçüncü  yılı, Yermuk Savaşı sırasında idi. Savaş, bütün şiddetiyle devam etmiş, akşam üzeri biraz yavaşlamıştı. Bu arada ben, amcamın oğlu Haris'i bulmak için yaralılar arasında dolaşmaya başladım. Biraz sonra onu buldum. Yaralanmıştı, kanlar içinde yatıyordu. Sadece kaş ve göz işareti ile konuşabiliyordu. Susuzluktan dudakları kavrulmuştu.

           — Su ister misin? diye sordum.

           Göz işareti ile istediğini bildirdi. Ben kırbamın (su kabının) ağzını açtım. Suyu ona veriyordum ki, biraz ilerde Hişam'ın sesi duyuldu:

           — Su!... Su!... diye inliyordu.

           Amcamın oğlu Haris, feryadı duyar duymaz su içmekten vazgeçti. Göz işaretiyle suyu arkadaşı Hişam'a götürmemi istedi. Koşarak onun yanına gittim. Suyu ona verdim. Elini uzattı ve suyu aldı. Ağzına götürdü, tam içecekti ki, biraz ilerden bir başka ses duyuldu:

         — Ne olur, bir damla su verin! Allah rızası için bir damla su!... 

Bu, İyaş'ın sesiydi. Feryadı duyan Hişam, elini geri çekerek suyu içmedi. Ateşler içerisinde yanmasına ve ağır yaralı olmasına rağmen, o da arkadaşının kendisinden daha yaralı olduğunu düşünerek, suyu ona götürmemi işaret etti.Hişam'ın yanından, İyaş'a doğru koşarak ayrıldım. Yanına vardığım zaman, kendisinin ancak son kelimelerini işittim. Kelimeişahadeti söylüyordu. Şehit olmak üzereydi. Geldiğimi gördü. Ancak zamanı kalmamış ve şehit olmuştu. Oradan derhal geri döndüm. Koşarak Hişam'ın yanına geldim. Gördüm ki, o da şehit olmuştu. Hemen onun yanından da ayrılıp, Haris'e koştum. Heyhat! Ne çare ki, ona da yetişemedim. O da diğerleri gibi şehit olmuş-tu.Ben, hayatımda birçok olayla karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu olay kadar heyecanlandırmadı. Aralarında akrabalık bile olmamasına rağmen, Müslümanların birbirine karşı olan bu saygısını ve şefkatini imrenerek seyrettim. Bu, yüce bir ahlâkın ve üstün bir faziletin belirtisiydi. Bu hâl, ancak yüce İslam dininin kazandırdığı İslâm kardeşliğinden kaynaklanıyordu. (Ahmet EFE- Çocuklar Güle Benzer. 1980. s. 286)

Hepimiz bu coğrafyadaki kadim kardeşliğimizi yaşatmak için çaba harcamalıyız. Birbirimize bâr değil yâr olalım, yâren olalım. Kalın sağlıcakla...             

( Recep ŞEN-11 Ocak 2014 )

ŞİİR SANDIĞINDAN: 

İlim kültür deryasına dalalım,

Çevremize bakıp ibret alalım,

Kendi yaramıza derman bulalım,

Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

(Âşık Veysel Şatıroğlu)

Haziran 29, 2017