BAFRA'DA YAŞAMAK


Burası Bafra; doğup büyüdüğümüz, çocukluk ve gençlik yıllarımızın geçtiği yer. Biz burada ağladık, burada güldük, burada sevdik, burada evlendik... Velhasıl, sevdik bu şehri biz. Çünkü onunla aynı kaderi paylaştık hayat mücadelesinde. 

Kadı Çeşmesi ile ilgili anlatılanları hepiniz bilirsiniz. Suyundan içenin Bafra’yı sevip buradan ayrılamayacağı söylenir. Bizler Bafra’dan ayrı düştüğümüz anlarda bile gönlümüzde hep şehrimizin sevgisi vardı. Bunun en bariz örneği de yurt dışında çalışan gurbetçilerimizdir. 

Geçenlerde şehrimizin saygın bir pide salonunda oturuyorduk. Yanımızdaki  masada gurbetçi vatandaşlarımız vardı. Konuşmalarına kulak misafiri oldum. Bafra’daki çocukluk, gençlik yılları, özlemleri, köyleri üzerineydi muhabbetleri.  

Sosyal dayanışma, imece kültürüyle bir başka yaşanırmış Bafra’da. Kardeşlik ve yardımlaşmanın adıymış imece bizde bir zamanlar. Bir hayat tarzıymış. İmece artık çok katlı apartmanlara ve giderek yaygınlaşan bencilliğe yenik düştü son yıllarda. Yollarını, okullarını, camilerini, tarladaki işlerini ortaklaşa yaparmış insanımız. Böylece işler daha kolayca bitermiş. İmecede topluca yenen o yemeğin tadı da bir başka olurmuş. Böylece insanlar hem birbirleriyle kaynaşır, yeni yetişen çocuklar ve gençler de birbirlerini tanırlarmış.

Bizim köylerimize uğrayanlar aç açık kalmazmış. Biz de konuklar Tanrı misafiri bilinirmiş. Misafirler yedirilir, içirilir ve güzelce ağırlanırmış. Bu ağırlamada daha çok mahalli yemekler tercih edilirmiş.

Hiç unutmam, babaannem misafirlerimiz için en güzel ve en leziz  yemekleri hazırlardı. Hani biz de rahat duramazdık o güzelim sofrayı görünce. Çocukluk bu ya, kıyısından köşesinden bir şeyler aşırmak isterdik. Ayrı bir özen gösterilirdi misafir sofrasına. Misafirin yatacağı oda tertemiz olurdu. Her şey misafirin rahat etmesi ve dinlenmesi için seferber edilirdi adeta. Çünkü o bereketle gelirdi eve. Siz babaannemin misafir odasındaki göz nuruyla işleyerek hazırladığı oyaları bir görseydiniz, o oyalardaki zarafet ve sanata hayran kalırdınız. El emeği, göz nuruyla işlediği oyalarda Türk kadınındaki ruh güzelliğine de şahit olmuş olurdunuz. 

Ramazan ayı ve Ramazandaki selesepet eğlencesi, düğünlerimiz, kına geceleri, manilerimiz, türkülerimiz, oyunlarımız, bizi yaşatan zenginliklerimizdi. Komşumuzda cenaze olsa bütün herkes orada olurdu işi gücü bırakıp. Ev sahibine destek amacıyla cenaze evine yemekler getirilir, uzaktan taziyeye gelenlere ikram edilirdi. Şimdi aynı apartmanda oturanlar birbirlerini tanımıyor, cenazesine uzaktan, balkondan bakıyor. Modernleşmek bu olsa gerek! Nerede o eski köy düğünlerimiz ve o düğünlerle yaşayan geleneklerimiz? Düğünlerde insanların kaynaşması, el ele tutuşup horon oynamaları unutulacak şeyler değildi! Sevgi, samimiyet, insanlık vardı. Şimdi herkes dört duvar salona doluyor, gümbür gümbür gürültü başka bir şey yok!    

Çocukken  oynadığımız oyunlar nerede? Hem de kendi oyuncağımızı kendimiz yapar, arkadaşlarımızla paylaşır oynardık. Kız çocuklarımız bezden bebek yaparlardı. Şimdi ki o arsız, şımarık Barby ve Sindy’e taş çıkartırdı vallahi o bez bebekler güzellikte. 

Tabakhane Mahallesindeki Nalıncı Hamit dayımız da yok artık! Zaten onunla birlikte eski Bafra’mızı da yitirdik. Onun Dükkanındaki envai çeşit oyuncaklar çocuk yüreğimizi öyle coştururdu ki. Bir topaç (biz bozanak derdik ona) alsak dünyalar bizim olurdu. Şekerci Ahmet dedemiz de yok artık. Yolda gördüğümüzde hemen etrafında halka olurduk. Cebindeki şekerleri herkese dağıtır, saçlarımızı okşar, bizi severdi. Ne melek adamdı o bir bilseniz! Belki pedagog değil di ama çocuk ruhundan çok iyi anlardı.

Bafra’nın İstiklâl Harbimizde de önemli bir yeri vardır. Malumunuz olduğu üzere İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini tel’in etmek amacıyla yurdun her yerinde mitingler düzenlenmişti. İşte bu mitinglerden bir tanesi de Bafra’da düzenlenmiştir. Miting komitesinde Müftü Mehmet Ali Efendi ile Dursun Bey  bulunuyordu. 27 Mayıs 1919 da Bafra Cumhuriyet Meydanında tarihi bir miting yapıldı. Bu mitingin yapılacağı daha önceden ilan edilmişti. Vatansever Bafralılar akın akın bugünkü Cumhuriyet Meydanı’na geldiler. Öyle ki meydan da boş yer yoktu. Yapılan konuşmalarda işgal tel’in ediliyor, Türk halkına yapılan zulüm ve vahşet dile getiriliyordu. Bafralılar bu konuşmalardan etkilenerek ağlıyor ve milli mücadele noktasında azim ve kararlılıklarını gösteriyorlardı. Zaten İstiklâl mücadelemiz Bafra ve Bafra’ya bağlı köylerde yiğitçe kahramanca sürmüştür. Daha sonra bu miting bir telgrafla İstanbul’a bildirildi. İşte tarihi belgeler arasında bulunan ve İstanbul’a çekilen telgrafın metni:

"BAFRA  18 Mayıs 1335 / 31 Mayıs 1919

Yüce Padişah Huzuruna

Şevketmeap Osmanlı memleketinin önemli bir parçasını teşkil eden o mübarek İzmir'imizin Yunanlı tarafından keder verici işgali haberinin Vilson prensiplerine ve mütareke hükümleri ile devletler hukuku genel hükümlerine aykırı bulmak itibari ile, İslamların kalplerinde doğurduğu teessürlerin tarifi kabul değildir. Bu sebeple her suretle savunmanın meşruluğu ve devletler hukukuna tecavüzün, açık olan usulsüz ve haksızlığa karşı men ve kaldırılmasını icap ettiren, yapılan müessif müdahale üzerine zatan/ Basü Ba delmevte/ kat'iyyen imanları olan mü'min ahalinin, kurtarılmasına müheyya olmaları hususunda iradeyi şahanelerine muntazır bulundukları arz olunur.
          Bafra İslam Ahali Adına Müftü Ahmet Ali
Ulemadan Ustazzade Hasan Fehmi
Belediye Reisi Dursun,
Ulemadan Kolaylızade Hafız Nuri
Çıplak Zade Hulusi"  

Unutmayalım ki, şehirleri ayakta tutan çok katlı beton binalar değildir. Şehirlerin de ruhu vardır ve o ruhla yaşarlar yüzyıllar boyunca. Şehrinize ve onun geçmişte sahip olduğu ruha sahip çıkın, onu tekrar diriltin. Şehrimizin adı olumsuzluklarla değil, geçmişte olduğu gibi olumlu ve güzel işlerle anılsın. İnsanlık ölmesin, güzellikler yaşasın, yaygınlaşsın! 

Haftaya görüşmek dileğiyle hoşça kalın dostlar!

(Bafra Gazetesi Ve bafrahaber.com internet sitesinde de yayınlanmıştır)

Nisan 28, 2017