BUGÜN KIRKIMA GİRDİM ANNE


Biliyorum senin gözünde hala çocuğum. Senin şefkat dolu yüreğin hiç istemedi ki zaten büyümemi. Çünkü sen biliyordun ağustosta zemheriyi yaşıyordu büyüyenler bu zamanda.

Bugün kırk yaşıma girdim anne. Ne doğum günüm oldu, ne doğum günümü kutlayan! Bilmem zaten böyle şeyleri. Oldum olası yapmacık gelir bana bu tür kutlamalar, günler.

 Doğmak güzel de, yaşamak zor be anne! Bazen sana hak veriyorum biliyor musun? Keşke büyümeseydim, keşke gönlüm çocukça ve tertemiz kalabilseydi diye…

Hayatın baharı gitti anne… Kırk yıllık ömürde kazançtan yana hiçbir şey yok! Kesemde biriktirdiğim akçeler, artık geçmez oldu. Dost sandığım bu çarşı, pazar, sokaklar bana el oldu anne! Ne ben onları, ne de onlar beni tanıyabiliyor artık. Birbirimize yabancıyız şu mavi gökkubbe altında. Eski âşinalığımızdan eser kalmadı.

Bugün kırk yaşıma girdim anne. Ne anlayan var halimden, ne konuşan var benim konuştuğum dilden. Lügatler de kaldı nâçar! Ancak sen anlarsın beni! Kırk değil, seksene de erse yaşım, anladım ki sahici olan senin şefkat ve sevgin bu dünyada. Hani derler ya “ Ana başta taç imiş/Her derde ilaç imiş/ Bir evlat pir olsa da,/ Anaya muhtaç imiş.” Bize duanı eksik etme, olur mu anne?

Şu kahpe dünyada yüzler kirli, dostluklar sahte, kalpler kara, ölçüler para! Hayata dair her ne varsa naylon ve muşamba. Boğuluyorum anne, bu muşamba dekorda! Uzat elini, al götür beni buralardan serin iklimine!

Kerli ferli koskoca adamların bin bir suratlı riyakâr yüzlerinden sıkıldım artık! mazlum coğrafyalarda nefes almakta zorlanan bebekleri gördükçe içim kan ağlıyor. Dünyanın nimetlerini bencilce tüketen şükürsüzleri gördükçe utanıyorum gelecek adına bütün çocuklardan. Yaşanabilir bir dünya, o yavrucakların da hakkı değil mi? Affedin bizi yavrularım, affedin! Bu dünya kimin dünyası anne?

Evet, bugün kırk yaşıma girdim anne radyo, TV, gazete, internet haberleri arasında. Ama bir gün olsun benden bahsetmediler. Hep benim ruhumu satın almaya uğraştılar ve hürriyetime göz diktiler reyting denen kavga uğruna! Reyting denen canavarı beslemek için nice masum ruhları kararttılar. Bir hırstır almış başını gidiyor. Nereye kadar gidecek böyle bu hırgür? Nereye kadar gidecek bu vurdumduymazlık?

Bugün kırk yaşıma girdim anne. Özledim senin yaptığın doğal ekmekleri, bahçende yetiştirdiğin taze sebzeleri, çocukları sevişini, beyaz tülbendinle melekler gibi secdeye gidişini. Senin dünyanda nefes alıp vermeyi özledim; hem de çok özledim anne!

Bugün kırk yaşıma girdim anne, yitik sevdalarımla. Sevdalanma oğul dedin fanilere. Bir kalpsize tutulmuştum henüz on yedi yaşımdayken. O da kalpsizmiş meğer anne. Baktım vefadan eser yok fani sevdalarda. Çünkü herkes kendini seviyordu. Çünkü herkes nefsim nefsim diyordu. Çünkü herkes sevgi denen o ulvi kavramı tüketmeye uğraşıyordu. Ve sonunda olan oldu, sevgiyi sürdük aramızdan uzak diyarlara. Ruhu öldürdük, gözün aydın modern dünya! Varın siz hesap edin ruhsuz bedenlerin nasıl ayakta durabileceğini!

Artık çocuk parklarında dolaşıyorum. Kara tahta önünde çocuklarla yaşamaya karar verdim; onların dünyası aydınlık olsun diye… Onların elinden aldığım bir kırmızı güle, yüzlerindeki sahici bakışlara dünyaları değişmem!

Büyükler hep boyuna mı büyür anne? Büyüdükçe olgunlaşmaz mı insan?

ŞİİR SANDIĞINDAN:

Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez, 
Baran yerine dürr ü güher yağsa semâdan.
(Ziya Paşa)  

(Bu yazı aynı zamanda bafrahaber.com sitesi ile edebiyatdefteri.com sitesinde de yayınlanmıştır)

Mayıs 01, 2017