GEÇMİŞE YOLCULUK


"Bir zamanlar biz de millet, hem de nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün âfâkı insaniyetin,
Nâr olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin."

Milli Şâirimiz Mehmet Akif Ersoy’a ait yukarıdaki mısraları okuduktan sonra, geçmişe doğru bir tarih yolculuğuna çıkmaya ne dersiniz değerli dostlar? Zira geçmişini unutan bir milletin geleceğini sağlam temeller üzerine kurması mümkün değildir.  Tarih, ibret için vardır. Sayfalarını bunun için açar bize. Geçmişinden ders alıp, geleceğine yön veremeyen milletler tarihin çöplüğünde kaybolup gitmişlerdir. Özellikle gençlerimiz için milli tarihimiz çok önemli.  Biz yetişkinler ne yapıp edip gençlerimizle tarihe mal olmuş milli kahramanlarımızı buluşturmalıyız. Bu buluşmanın yollarını aramak zorundayız. Atatürk’ün şu sözünü burada tekraren hatırlamak da yarar var: “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

Devir, Osmanlı devri.  Şanlı ecdâdımızı bir de yabancılardan dinleyelim. Bakın, Batılı yazar ve seyyahlar Müslüman Türk’ün sosyal hayatı hakkında neler yazmışlar. Kaynağımızı da belirtelim bu arada. Yazımıza konu olan yabancılara ait görüşler, yakınlarda kaybettiğimiz bize tarihi sevdiren adam, değerli tarihçi Yılmaz Öztuna’nın 1986 yılında basılmış iki ciltlik Osmanlı Devleti Tarihi adlı kitabından derlenmiştir.     

“Türkler’in biz kadınlara muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Sokaklarda kadın en küçük saygısızlık görmez.” (Lady Craven, Voyage a Constantinople, Paris 1789)

“İhtiyarlık Türkiye’de olduğu gibi hiçbir yerde hürmete mazhar değildir. Çocuklarını daha fazla şefkat ve ilgi içinde yaşatan bir memleket de bilmiyorum. Sokaklarda çocuğunu omzuna, kucağına alarak yürüyen, onu fazla yürütmekten, yormaktan sakınan çok baba görülür. Ama büyüyen çocuk, babasına büyük saygı gösterir. Emretmedikçe oturamaz. Yalnız baba değil, babasının ünvanı  neyse “efendi baba” , “ağa baba” , “bey baba” , “paşa baba” diye hitap eder. Küçük kardeş büyüğüne saygı gösterir. Büyük kardeş asla ismiyle çağrılamaz, “abla” ve “ağabey” denir ki bizim dilimizde bu kelimeler meçhuldür (bilinmez).” ( Ubucini, 1855)

“ Bir Türk kervansarayına indim. Üç gün bedava yiyip oturdum. Hıristiyanlar da  aynen Türkler gibi kabul görüyordu.” (Villamont, 1596)

“ Bir Türkmen kulübesinde misafir kaldım. Beni misafir ettikleri kulübede, Avrupa’nın en lüks otelindeki kadar emniyet içindeydim. Doğrusu nazik insanlardı.” ( Mac Farlane, 1829)

 “Galata bankalarından altın torbalarını, limandaki gemilere, Türk hamalları taşır. Şimdiye kadar en ufak bir vak’a işitilmemiştir. (Ubucini, 1855)

“Türkler hayır yapmakta çok ileridirler. Bir defa din farkına bakmazlar. İnsanın geçmişine de bakmazlar. Hayvanlara ve bitkilere mahsus hayrât da yaparlar. Mahallenin zengini, o mahallede ihtiyaç sahiplerinin hepsini himaye eder (korur, gözetir).” (Comte de Bonneval, 1740)    

“Hayrât yaptıran  Türkler arasında epey çılgınlar bulunur. Şam’daki kedi ve köpeklere mahsus hastane böyle bir çılgının vakfıdır.” (Guer, 1746)

“Osmanlı ülkesinde dilencilik ve dilenci yok gibidir.” (de la Monraye, Voyages, 1727)

“Türkiye’de kabalıktan eser görülmez, her tarafta nezaket göze çarpar.” (Prens Demetrius Cantemir, Histoire de L’ Empire Othoman, Paris 1743)

 “Türkler asla yere tükürmezler.” (Marsigli, 1732)

“Türkler’de babaya saygı son derece büyüktür. İzin almadan babalarının karşısında oturmazlar.” (Amédéé Jaubert, Voyage, Paris 1821)

“Türk mutfağı çok temizdir. En küçük bir kire tahammülleri yoktur. Sofra takımları temizlikten parıldar.” (Tavernier, 1678)

           “En yoksul bir Türk köylüsünün evinin temizliği hayrete şâyandır. Türk hastaneleri, Avrupa hastanelerinden çok daha temizdir. Türkler bu hayatı asırlardan beri yaşıyorlar. Biz de ise temizlik yarım asır önce başlayabilmiştir.” (Dr. A.Brayer, Neuf Annéés  a Costantinople, Paris 1836)

“Zengin Türkler bol sadaka verirler. Zaruretlerini söylemekten kaçınanları arayıp bulur, bilhassa onlara yardımdan zevk alırlar. Borçlunun borcunu öderler. Yoksul komşularını gözetirler. Herhangi bir hayvanın acı çekmesine asla izin vermezler. Kedi ve köpekler için vakıf yaptıranlar vardır.” (de Thevenot, Relation d’ Un Voyage Fait au Levant 1665)

“Türkler arasında, başka milletlerde olduğu gibi senet ve yazılı vesikaya lüzum yoktur. Verdikleri sözün, yaptıkları vaadin esiridirler. Din farkı gözetmeksizin bütün insanlara karşı aynı şekilde hareket ederler. Başkasının hakkını yemekten çok korkarlar. Bütün endişeleri helal ile haramı ayırmaktır.”   ( d’Ohsson, IV, 309)

“İstanbul’da gece asayişi de gündüzki gibi mükemmeldir. Nadiren hırsızlık olur. Hırsız bulunamazsa çalınan mal, o sokağın sakinlerine ödetilir. Hırsız bulunursa, ağır bir hapis cezası verilir.” (Castellan 1811)

“Türkler’in beşer irfanını ciddi bir suretle ileri götürdükleri, şimdiye kadarki bilinen materyallerden bile, vâzıh (açık, belirgin) olarak anlaşılmaktadır.”  (Geza Fehér, II. Türk Tarih Kongresi)

Nitekim 19. yüzyılda İstanbul'da birkaç sene kalan tarihçi A. Ubicini, La Turquie Actuelle (Güncel Türkiye) isimli kitabında o devri objektif bir şekilde tasvir etmiştir. Ubicini, Türk beldelerinin emin yerler ve Türkler'in de son derece güvenilir olduklarını şöyle anlatmıştır: "Bu muazzam payitahtta (İstanbul'da) dükkâncı herkesçe malum namaz saatlerinde dükkânını açık bırakıp gittiği ve gece evlerin kapıları alelade bir mandalla kapatıldığı halde, senede yalnız 4 hırsızlık vakası bile olmaz...”

A. Brayer, 19. yüzyılda Paris'te yayınlanan Neuf annees a Constantinople (Konstantinopolis'te Dokuz Yıl) isimli eserinde, Türk tevazusunun üzerinde durmuş; bunun kaynağının Kur’an-ı Kerim olduğunu şöyle belirtmiştir: "Müslüman Türkler arasında kibir ve gurur adeta bilinmez. Kuran'ın en şiddetle yasakladığı temayüllerin biri de budur... Bir taraftan da sürekli olarak alçak gönüllülük telkin edilir... İşte bundan dolayı Müslüman Türk'ün yürüyüşünde vakar ve ihtişam olmakla beraber, katiyen kibir ve azamet yoktur. Daima yavaş sesle konuşur; el ve kol hareketlerinde hiçbir zaman zorla hükmeden bir eda sezilmez; hizmetinde tatlılık ve kolaylık vardır.”

“Hayrat ve hasenat yalnız Kur’an ile Türk imamları tarafından iyice telkin ve teşvik edilmiş olmakla kalmayıp halk tarafından da o kadar sadakatle ve öyle bir el birliği ile tatbik edilir ki, bütün Türkiye ile Kırım'da dilenciliğin veyahut dilenciliği meslek ittihaz etmiş fukaranın ne olduğu bile malum değildir.” (Aubry de la Motraye)

"Dünyada esirlere, kölelere, cariyelere ve hatta kürek mahkumlarına Müslüman Türkler'den daha iyi bakan ve daha iyi muamele eden hiçbir millet yoktur.” (Mouradgea d'Ohsson)

Türkler'in konuşmalarına şahit olan bazı Batılı gözlemciler, Türklerdeki güzel hitap biçimini şöyle anlatırlar:"Bu milletin o kadar tatlı bir konuşma tarzı vardır ki, bütün medeni milletlere örnek olabilir.” (Charles Mac Farlane)

"Öfke ile intikam hissinin mahsulü olduğu kadar kumarbazlığın da tabii bir neticesi olan küfürbazlık Hıristiyan memleketlerinde müthiş surette ve tamamıyla kâfirce sarfedilip durduğu halde, Türkiye'nin ne sokaklarında duyulabilir, ne de evlerinde işitilir. Bu halin bizim yüzlerimizi kızartacak ve bizi hayretler içinde bırakacak tarafı da şudur ki, Türkler'in yalnız ağızlarında değil, lisanlarında da küfür kelimeleri yoktur. Onlar yalnız 'Vallah' diye Allah'a kasem (yemin) ederler. (Du Loir)

Birlikte okuduğumuz Müslüman Türk’e ait bu güzel hasletler tozlu raflarda dizili tarih kitaplarında kalmasın. Dileğimiz o ki, ecdâdımıza ait bu güzel hasletler, sosyal hayatımızda tekrar neşv ü nema bulsun, yaygınlaşsın.  
                                                                                                                                     (Recep ŞEN)

ŞİİR SANDIĞINDAN:
Biz sevdik âşık olduk, sevildik maşuk olduk,
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.
(Yunus Emre)

(NOT:Bu yazı ayrıca Bafra'nın haber Portalı www.bafranethaber.com internet sitesinde 6 Mart 2012 tarihinde yayınlanmıştır.)

Nisan 30, 2017