GÜL ALIRLAR GÜL SATARLAR


Aşırı sıcaklar ve yoğun gündemden bunaldıysanız size harika bir önerim var. Hem de ruhunuzu dinlendirecek, serinletecek bir öneri... Buyurun çarşı pazarı gül kokan bir dünyaya!

Öncelikle kendinize serin, sakin bir yer bulun ve Beşir AYVAZOĞLU’nun Kapı yayınları arasından dokuzuncu baskısı çıkan “Güller Kitabı” adlı eserini mutlaka okuyun. Güller Kitabı, İlk basımının yapıldığı 1992 yılında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından inceleme dalında ödüle layık görülmüş, kütüphanenizde bulunması gereken değerli bir eser.

“Güller kitabı” sadece güllerden bahseden bir kitap değil. Yazar burada gülü sembol olarak seçmiş. Çünkü gülün diğer çiçekler arasında ayrı bir yeri var. Lâle ve karanfil gibi zorlu rakipleri olsa da, gül esasında çiçeklerin sultanıdır. Bütün tabiatın hülasasıdır diyebiliriz gül için.

Okuduğunuzda göreceksiniz, kitapta aşağı yukarı bütün çiçeklerden bahsedilmektedir. Adeta onların dili ile konuşulmaktadır. Çiçeklerin de bir dili vardır, hem de evrensel bir dildir bu. Mesela sarı gül, beraber öleceğiz demekmiş. Kırmızı ve beyaz olanı da kalbim sana ısındı demekmiş. Sünbül, sen benim hayat bahçemin bülbülüsün anlamına geliyormuş.

Çiçekler aslında bizim sessiz tercümanlarımızdır. Bir demet çiçekle söyleyemediğimiz bir çok şeyi anlatabiliriz  öyle değil mi? Utangaç insanlarız biz hislerimizi açıklama hususunda. Bu noktada hissiyatımızı dile getirmekte zorlanırız. İşte çiçekler imdadımıza yetişir böyle durumlarda. Anneler gününde annemize, öğretmenler gününde öğretmenimize, özel günlerimizde eşimize hissiyatımızı ifadede çiçekler ve özellikle de kırmızı gül tercümanımız olur.

Bizler ecdadımızı hep at sırtında tanıdık. Bir kısım tarihçilerimiz at sırtından indirmedi ecdadımızı. Oysa ki o insanların bir başka dünyaları daha vardı. At binmek ve kılıç kuşanmakta mâharet sahibi olan ecdadımız kültür ve sanatta da ortaya koyduğu eşsiz medeniyetle bütün dünyayı kendisine hayran bırakmıştı. İşte bu kitapta atalarımızın güller ve çiçekler etrafında nasıl bir kültür hazinesi oluşturduğuna da şahit olacaksınız.

Kitabı okurken tarihi seyir içerisinde tabiata bakışımızı doğru biçimde öğrenmiş olacaksınız. Adeta yazarla birlikte Türk kültür ve medeniyetinde ayrı bir yere  sahip olan çiçek bahçeleri içerisinde zevkli ve heyecanlı bir maceraya dalacaksınız.

Beşir AYVAZOĞLU hoca, kitabının önsözünde şunları yazmış: “...Güller Kitabı’nda çiçeklerden yola çıkarak tabiata bakış tarzımızda tarih boyunca yaşanan büyük değişmeleri de ele aldım. Bu bakımdan elinizdeki kitapta, aynı zamanda kültür tarihimizin önemli meselelerinden birine de girilmiş olmaktadır. Ayrıca bu kitabın yazarı insan-tabiat dengesinin bozulmuş olmasından ve tabiatın insafsızca tahribinden çok şikâyetçi olduğu için çevreci bir yaklaşım tarzını benimsemiştir.”

Değerli dostlar, yazımızı Güller Kitabı’ndan aldığımız  gülle ilgili iki bölümle noktalayalım ve  ardından bir dörtlükle sonlandıralım. Sizi yazarla başbaşa bırakıyorum. Haftaya buluşuncaya kadar hoşça kalın!“Gül aşkın her çeşidinde sevgiliyi temsil eder. Bülbül ise onun aşkıyla yanıp tutuşan aşıktır. Efsaneye göre gülün rengi eskiden kırmızı değilmiş. Bülbüle o zaman da hiç yüz vermiyormuş. Gülün bu kayıtsızlığına dayanamayan bülbül, günün birinde onun gövdesine konuvermiş. Dikenler bülbülün gövdesine batınca akan kan gülün dibine dökülmüş ve köklerinden damarlarına doğru  yayılmış. Gül işte o günden sonra kan kırmızı açmaya aşlamış.”

“Çiçeklerin doğuşu hakkında Tarih-i Taberî’de manidar bir efsane vardır. Denirmiş ki, Adem ile Havva’nın üzerinde kuruyup yere dökülen cennet yaprakları güzel kokulu bitkiler halinde bir bir uç vermiş. Gül de herhalde bunlardan biridir. Ama daha ilgi çekici olanı, gülün Hazreti Muhammed’in terinden doğduğu rivayetidir. Yunus, sarı çiçeğe “Gül sizin nenüz olur?” diye sorar: Çiçek eydür derviş baba gül Muhammed teridir.”

                             Gül alırlar, gül satarlar,
                             Gülden terazi tutarlar,
                             Gülü gül ile tartarlar
                             Çarşı pazarı güldür gül. (Nesimî)

(Bu yazımız "Bafra Gazetesi" ve bafrahaber.com da da yayınlanmıştır.)

Nisan 29, 2017