HEP GÜLSÜN ÇOCUKLARIMIZ


Çocuklarımız hayatımızın neşesi, bereketi, varlık nedenimiz. Onlar için varız, onlar için yaşıyoruz. Onların geleceği için kazanıyoruz. Onların ayağına diken batsa, bizim yüreğimizden kan damlıyor.

Çok seviyoruz onları. Nasıl sevilmez ki o gül tomurcukları? Çünkü onlar bizden bir parça, çünkü onlar masum ve tertemiz. Doğarken günahsız ve tertemiz bir şekilde giriyorlar hayatımıza. Onlarla anlam kazanıyor hayatımız.

Soğuk ve karlı bir gecede hastane kapılarında aldığımız o ilk müjdeyi, ilk baba olduğumuz günü nasıl unuturuz? Onların ilk baba deyişleri hala kulaklarımızda çınlıyor değil mi? İlk adım atışlarını, okula başladıkları ilk günü, boynumuza sarılışlarını nasıl unuturuz? Dedelerinin sağ kulağına ezan okuyarak adlarını verdiği anı, koskoca adam evin ortasında onlarla güreştiğimiz günleri, ona aldığımız ilk oyuncağı hatırlamayanınız var mı?

Evet unutmayalım ve ihmal etmeyelim onları. Çünkü içimiz kanıyor unutulunca o gül tomurcukları. Şimdi sizlerle Çocuk Vakfı’nın 1 Ekim 2007 Dünya Çocuk Günü nedeniyle "Türkiye’nin Çocuk Gerçeği Karnesi” adlı araştırmasından birkaç bölüm paylaşmak istiyorum. Çocuk Vakfı, çocuk edebiyatımızın günümüz güçlü kalemlerinden Mustafa Ruhi Şirin Hoca tarafından kurulmuştur. Öğrencilik yıllarımdan beri takip ettiğim, kendisini çocukların dünyasına vakfetmiş değerli bir yazardır Mustafa Ruhi Şirin Hoca. Çocuk vakfının web sitesi de var, detaylı olarak inceleyebilirsiniz.

Bu araştırmada çok önemli noktalar var. Ben bir kaçına değinmek istiyorum.” Türkiye’de beş çocuktan biri çalışıyor. Çalışan çocukların yüzde 76.9’u tarım kesiminde. Sokakta çalışan çocukların sayısında artış oldu. Sokaktaki çocukların sayısı bilinmiyor. Türkiye’de son 5 yılda çocuk ihmali ve istismarı yaygınlaşma eğilimi gösterdi. Son 5 yılda çocuklara karşı işlenen fizikî istismar türlerinin oranlarında artış gözlendi. Son 5 yılda çocuklara karşı cinsel istismar vak’alarında artış oldu. Son üç yılda akranlar arası şiddet ve çocukların kesici alet ve ateşli silah kullanımı yaygınlaştı.”

Kucağımıza günahsız, tertemiz, kötülük bilmeden geldiler. Unutmayın onların bir suçu yok! Kimse çocuklardan şikâyet etmesin. Ne yaptıysak biz yaptık. Biz büyükler kirlettik bu dünyayı, kirletmeye de devam ediyoruz. Onların dünyasında hiçbir kötülük, çirkinlik yoktu.

Diğer önemli bir mevzu ise, lütfen çocuklarımızın akademik başarılarını önemsediğimiz kadar onların sosyal ve etik değerler yönünden de gelişimlerini önemseyelim. Yoksa çocuklarımızdan sevimsizce şikâyetin bir anlamı yok! Siz de okula gittiğinizde sadece çocuklarınızın aldığı puanları soranlardan mısınız yoksa? Lütfen onların davranışlarını da sorun, araştırın, takip edin. Onlarla iyi iletişim kurmaya özen gösterin. Bir kere köprüleri yıktıysanız, ne söylerseniz, ne yaparsanız yapın fayda etmez.

Onlardan dört seçenekten bir tanesini mutlaka doğru seçmelerini, sınavlardaki net sayılarını istiyoruz. Ya hayat sınavı? Sınavlar, testler derken onları kaybediyor muyuz acaba? Tabii ki yavrularımız derslerinde en başarılı olacaklar. Veliler, öğretmenler olarak bu bizim en mühim arzumuz. Bence bu noktada önemli bir eksikliğimiz var. Şimdi soruyorum sizlere değerli dostlar; kaç tanemiz çocuğumuzun güzel resimler yaptığını, harika hikâyeler ve şiirler yazdığını, müzik eserleri ortaya koyduğunu söyleyebilir? İşin başka bir yönü, çocuklarımızın bu özelliklerini kaç tanemiz önemsiyor? Ama bunlar sınavlarda çıkmıyor ki diyebilirsiniz. Evet dört şıklı çoktan seçmeli sınavlarda çıkmıyor bunlar. Ama bunlar hayat sınavında karşımıza çıkıyor.

Çok başarılı bir mimar, güzel şiirler yazsa fena mı olur? Yani çocuklarımızın duygusal gelişimlerini de gözetelim. Duygusal yönleri eksik kalmasın. İnanın şiir yazan bir mimar yüreği, dünya çapında harika mimari projeler ortaya çıkarır. Mutlaka sanat ve edebiyatla iç içe olmalı yavrularımız. Bu çok önemli. Başarılı bir cerrah olsun ama yaşadığı çağın toplumsal sorunlarını içeren güzel öyküler de yazabilsin.

Aslında bu cevher çocuklarımızda var. Yeter ki onlardaki bu cevheri keşfedelim, önlerini açıp, fırsat verelim. Ülkemizin geleceğini bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamış gençler inşa etsin. Bakın o zaman neler değişecek? Yoksa papağan gibi ezberleyen, önüne konulan şıklardan birisini tercih eden, hayatta ona bir şık tercihi sunmayan anlayışla sağlıklı nesiller yetiştiremeyiz. Ezberleri bozmalıyız artık. Son yıllarda Milli Eğitimdeki müfredat değişiklikleri bu noktada bize umut olmakta. İnşallah sağlıklı sonuçlar alırız.

Çocuklarımızın ülkesine, ailesine, kendisine faydalı fertler olmasını istiyorsak başta sevgiyi her işimizde rehber edinmeliyiz. Eğitim sevgisiz olmaz. Sevin, tebessüm edin, saçlarını okşayın, elinden tutun, affedin, yol gösterin, kolaylaştırın, önemseyin, tebrik edin. Onlara Bilge Kağan’dan Sultan Alparslan’a, Sultan Alparslan’dan Atatürk’e milli kahramanlarımızı iyi tanıtın. Edebiyatımızın seçkin örneklerinden de mahrum etmeyin yavrularımızı. Bu eserleri mutlaka okusunlar ki onlarda milli bilinç ve duygu oluşsun. Onlara değerli olduklarını hissettirin. Hissetsinler ki, faydasız, işe yaramayan tipler olduklarını düşünmesinler. Böylece kendilerinde büyük işler yapmaya cesaret bulsunlar. Faydasız, değersiz hiçbir kimse yoktur. İnsan değersiz, boşu boşuna yaratılmış, başıboş bir varlık değildir.

Zamanın birinde bir sucu varmış. Zenginlerin evlerine şehir dışından su taşırmış. kovalarını doldurur, sopasına takar, omzuna alır her gün bu işi yaparmış. Bu adamın kovalarından birisi çatlakmış. Şehre gelinceye kadar yarı olurmuş bu kova. Kovalar bu işten rahatsızlık duymaya başlamışlar. Sağlam kova:” Ben olmazsam sahibim ne yapar? Bu çatlak kova onu aç bırakır.” dermiş. Bizim çatlak kova da sürekli kendini suçlarmış. Günün birinde sahibine şöyle demiş:”Efendim işinize yaramadığım halde neden beni çöpe atmıyorsunuz?”

Adam tebessüm ederek çatlak kovaya dönüp şöyle demiş:”Yoksa sen işe yaramadığını mı düşünüyorsun? Sen her gün gidip geldiğimiz yola hiç dikkat etmedin galiba? Ben seni hep yolun kıyısına gelecek şekilde sopama takardım ve öyle omzumda taşırdım, hatırladın mı? Senin döktüğün sular yeni bir hayatın filizlenmesine sebep oldu. Her gün senin azar azar döktüğün sularla rengârenk çiçekler büyüdü yolun kenarında. Bu çiçeklerden her gün demet demet toplayıp sevdiklerime götürüyorum. Güzel kokularıyla hem beni, hem de yoldan geçenleri mest ediyorlar. Biliyor musun senin çatlak olman diğer kovanın sağlam olmasından daha çok yarıyor işime.”

Çocukların yüzlerinden gülücüklerin eksik olmadığı bir dünya temennisiyle hoşça kalın dostlar.

(bu yazımız bafrahaber.com haber sitesinde de yayınlanmıştır.)

Nisan 29, 2017