AH ŞU İNSANLAR


Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i didei ekvân olan âdemsin sen (1)

Bir gaye için yaratılmış olan insan, eşref-i mahlukât ve aynı zamanda zübde-i âlemdir. Tılsımlı bir definedir adeta o. Keşke bunun farkında olabilse, kendini tanıyabilse! 

İnsan var meleklerden üstün, insan var hayvanlardan daha aşağı, mertebe bakımından... Ne insanlar var sırtında giyecek bir elbisesi yok, ne fiyakalı elbiseler var içinde insan yok! İnsanlar var, insancıklar var! 

Evet dostlar, her gün kalabalıklar arasındayız. Nice insanlarla karşılaşıyoruz öyle değil mi? Yakınımızda, uzağımızda hep insanlarla birlikteyiz ve iletişim halindeyiz. Bir de dostlarımız olan insanlar var. Onlar iyi ve zor günümüzde hep en yakınımızdadırlar. Bunun yanında dostumuz sandığımız insanlar da var tabi.

İşte insanları tanımanın iki püf noktası : Birincisi yol arkadaşlığı, ikincisi alış veriş. Sözde herkes dostumuzdur. Ama dostluk yol arkadaşlığında belli olur. Malum, yolculuk zahmetli bir iştir. O zahmete kendi rahatını feda edip bizimle birlikte katlanabilenler, dostumuzdur. Yol arkadaşlığı sadece yolculukla, seyahatle olmaz! Samimi bir niyetle hayırlı bir işe koyulursunuz, bu da yol arkadaşlığıdır. 

İşin nimetinde yanınızda olan, külfetinde size sırt dönenlere dikkat edin! Bunları her gün sırtınızda taşırsınız, bir gün yorulur veya ayağınız tökezler de sırtınızdan indirirseniz dostluk biter onlar için. Bütün işlerin kendi etrafında şekillendiğini ve kendisi olmazsa diğerlerinin hiçbir şey yapamayacağını düşünen, ben varsam var, ben yoksam yok mantığıyla bencilliğini ortaya koyup, her şeyi kişiselleştirenler de dostunuz olamaz.

Dostunuzla alışverişiniz, yani parasal ilişkileriniz oldu mu hiç? Ben çok kazık yedim dostlarımdan. Geç anladım, meğer onlar dostlarım değilmiş. Dostlukta menfaat olmaz. Dostluk karşılıklı fedakârlıktır. Dostluk sadakattir, her ne pahasına olursa olsun...

Bazı insanlar vardır güdülmeye, başkalarının yörüngesinde kalmaya alışmıştır. Bu tipler çapsız adamlardır. Bazı insanlar da vardır ki, babası da olsa yanlışa yanlış der, şahsiyetiyle yaşar. Şahsiyetli insanlar için hayat zordur, çetindir. Çapsız insanlar için mesele yok! Onları zaten her zaman bir güden çıkar. Başkalarının çizdiği yol haritasında yürür bu tipler. Sokma akılla hareket ederler. Kullanılmaya her zaman müsaittirler. Bunlardan etrafımızda bol miktarda var. Şahsiyetli insanlar kendi yol haritalarını kendi çizer, hak bildiği yolda tek başına yürür. Ne kimseyi kullanır ne de kendini kullandırır.

İnsanlar hakkında yanılabiliriz. Şu düsturu unutmamak lazım dostlar: Bir insanı fazla methetmeyin yarın onu kötülemek durumunda kalabilirsiniz, fazla da kötülemeyin sonra o insanı methetmek zorunda kalabilirsiniz. Ölçüyü hakkaniyetle ortaya koymak lazım. İnsanları değil doğruları ön planda tutun!

İnsanların değeri yaptıkları işlerle ölçülür. Ziya Paşa şöyle der : “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” Bazı insanlar da nutukla peynir gemisi yürütmeye çalışırlar. Bunlar ancak konuşurlar. İyi hatiptirler. Laf ebeliğinde boy ölçüşemez kimse onlarla. Demagojiyi ustalıkla yaparlar. Nutukta ustadırlar; icraatta çırak dahi olamazlar. Aslolan laf değil, istikamettir dostlar! Adamın yaşantısına, istikametine bakmak lazım. İstikameti dosdoğruysa o adam, adamdır. Onunla yol arkadaşı da olunur, alışveriş de yapılır, dostluk bağı da kurulur.

Yalan iki türlüdür. Birisi dille söylenir. Bu bildiğimiz yalandır. Diğeri, dille söylediği doğrular yaşantısında gözükmez. Yani sözü başka, işi başkadır. Yalanı bol olan, bir dediği ötekine uymayan şahsiyetsiz insanlardan da uzak dur! Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Sen de bir gün yalancı olur çıkarsın onun yanında. Özü sözü bir olan doğru insanlarla birlikte ol. İki dünyada da rahat edersin.

İnsan ya hayır söylemeli ya da susmalı. Her konuda akıl yürüten, her konuda bilgiçlik taslayan hiçbir şey bilmiyordur aslında. Çok konuşan yanılır, yanıltır. Mütevazılık en büyük erdemdir yerli yerinde olursa.
Ormandaki bir ağaç dalında asılıp unutulan davula, ağacın dalları dokundukça gürültü çıkmaya başlamış. Oradan geçen tilki : “Bu kadar çok ses çıkaran bir şey, değerli olmalı. Belki de içi yiyecek doludur!” diyerek bir pençe darbesiyle parçalamış davulu. Fakat bu gürültücü şeyin içinin boş olduğunu görünce hayretten dona kalmış ve şöyle demiş kendi kendine: “Hımm, demek ki, içi boştur çok ses çıkaranların!”(2)

Sırtını insanlara sakın dayama. Çok güvendiğin insanlar senin gözünün önünde yanlış yapmadı mı, seni yanlışa götürmedi mi? Onun için Allah’tan başkasına güvenme.

Unutmayın bu devirde vefâ sadece İstanbul’da bir semt adı olarak yaşıyor.

Vefa ve sefa ile dostlar...

NOTLAR:
1. Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün sen;
Varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
(Hüsn ü Aşk’ın müellifi Şeyh Galip’ten)
2. Ev Ve Sınıf etkinlikleri Antolojisi’nden alınmıştır. 

Nisan 29, 2017