SÂDİ'DEN ÖĞÜTLER


Değerli okurlarım, hiç şiir falına baktınız mı? İçinizde “Şiir falı da ne ola ki?” diye soranlar çıkabilir. Elinize bir şiir kitabını veya kadim şairlerden birinin divanını alıyor, neyse hâlimiz o olsun falımız niyetiyle bahtınıza rastgele bir şiir seçiyorsunuz. Seçtiğiniz şiiri koltuğunuza yaslanarak keyifle okuyorsunuz.

Her sabah uyandığınızda kendinize bir şiir falı açın ve kısmetinize çıkan şiiri sesli olarak okuyun. Güne şiirle başlamak inanın size çok iyi gelecektir. Mutlaka deneyin, pişman olmayacaksınız.

Biz de bu yazımızda şiir falı değil ama hikâye falına bakacağız. Şarkın bereketli ve feyizli ikliminde yetişmiş bilgelerden Sadi’nin ‘Bostan’ adlı eserinden rastgele seçtiğimiz altın kıymetindeki hikmet dolu üç hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hikâyeleri paylaşmaya geçmeden önce Sadi’nin ‘Bostan’ adlı eseri hakkında kısa bilgi vermek isterim. Sadi’nin hikâyeleri hayatın içinden seçilmiş hikâyelerdir. Bostan’da anlatılan hikâyeler mutlaka bir sosyal meseleyi veya eğitime ait bir konuyu ele alır. Anlatılan hikâyeler bir gayeye binaen anlatılmıştır, mesaj yüklüdür. Bu hikâyeler insan zihninde ve gönlünde siyaset, askerlik, toplumsal ve bireysel ahlak, aşk, eğitim, hayat kuralları, dünya ve ahiret saadeti gibi konularda farklı düşüncelere ve duygulara kapı aralar. Kısa ve öz olarak hayat bilgisi kitabıdır diyebiliriz bu eser için. Sadi’nin bu eserinin ikizi olan bir de ‘Gülistan’ adlı eseri var. Neyse biz sözü uzatmayalım ve falımızda çıkan üç hikâyemize dönelim.

*BALCININ DOLAŞMASI
Tatlılı diliyle gönüller fetheden, her daim mütebessim bir delikanlı bal satıyordu. Öyle ki, bu delikanlının sinekten daha çok müşterisi vardı. İyi para kazanıyordu. Hani zehir bile satsa, onun elinden olduktan sonra herkes bunu bal diye yer, içerdi.

Bir gün kaba saba meşrepli bir adam bu delikanlının ticaretini gördü, kazancını kıskandı. Ertesi gün kendisi de başında bal, kaşında sirke çarşıyı dolaşmaya çıktı. Feryat ede ede ileri geri bir hayli gezindi. Fakat balına bir alıcı uğramadı, sinek dahi konmadı.

O gün eline para geçmeyince akşamüzeri sıkıntılı bir yüzle evinin bir köşesine oturdu. Suratını, cezadan korkan mahkûmlar gibi asmış, kaşlarını bayram günü zindanda kalanlar gibi çatmıştı.

O sırada karısı latife etti: “Suratı ekşi olanın balı da acı olur!” dedi. Çirkin tabiat adamı cehenneme götürür. Çünkü iyi huy cennet yurdundan gelmiştir.

Tek, ırmak kenarından sıcak su iç de ekşi suratlının soğuk gül şerbetini içme. Yüzü sofra gibi karmakarışık olan bir adamın ekmeğini tatmak haramdır.

DOST İÇİN DÜŞMAN CEFASINA KATLANMAK
Sâdi gibi sâf kalpli bir adam vardı. Gönlünü bir güzele kaptırmıştı. Katı sözlü düşmanların cefalarını çekiyor, tıpkı top gibi ıstırap değneğinin önünden sıçrayıp kurtulamıyordu. Hal böyleyken kimseye kaş çatmaz, yapılan şakalara dahi sinirlenmezdi.

Bir gün adamın biri ona fena çıkıştı: “Yahu, sende utanma, arlanma yok mu? Bu kadar taş, tokat, sopa yiyorsun da hâlâ farkında değil misin? Kendilerini acz içinde bırakanlar alçaklardır. Düşmanın kabahatini affetmek doğru olmaz. Sonra adama cesaretsiz derler, er kişi değil derler.”

Fakat bu çılgın, bu başı dönmüş âşık ona öyle bir cevap verdi ki, altınla yazmaya değer:

“Benim gönlüm sevgilinin muhabbetiyle ağzına kadar dolu olduğu için oraya başkasının kini sığmıyor.”

GÖNÜLLERİ LÛTUFLA AVLAMANIN MANASI
Yol boyunca yürürken birden önüme bir genç çıktı. O gencin ardı sıra bir koyun koşuyordu. Delikanlıya seslendim: “ Bu koyun senin ardından şu iple, şu yular sayesinde geliyor.”

Delikanlı derhal koyunun boynundaki yularını, ipini çözdü, sağa sola koşmaya başladı. O dilsiz hayvan aynı şekilde yine koşa koşa delikanlının peşi sıra gidiyordu. Çünkü onun elinden ot, arpa yemişti.

Delikanlı oynayıp eğlendikten sonra geri döndü, beni gördü: “Onu benimle beraber götüren şey bu iple, bu yular değil. Ettiğim iyilikler onun boynuna kement olmuştur ey akıllı zât!” dedi.

Kükreyen fil bile gördüğü iyilik yüzünden filciye asla saldırmaz. Hata yapanların hatasını yüzüne vurma ey temiz insan! Köpek de senin ekmeğini yiyince seni korur. Parsın dişi iki gün peynirini ısırdığı adama karşı kesmez olur.

ŞİİR FALINDAN:

Olmuş o kadar halk-ı cihan mekirde üstâd,
Kim sâbıka-i şöhret-i şeytan unutulmuş.
(Nâbi)

Haziran 16, 2019