BAHARA DAİR BİRKAÇ SÖZ


               “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.”mısraında insanı kâinatın özü, özeti (zübde-i âlem) olarak nitelendirir Şeyh Gâlib üstâdımız. İnsan taşrada neyi ararsa, o aradığı şey kendisinde mevcuttur. Yeter ki, kendini tanısın, kendini bilsin, içine eğilsin, kendindeki cevherin farkına varsın. Biz, bu yazımızda mevsimlerle dolayısıyla da baharla ilgili birkaç kelam etmek istiyoruz. Mevsimler içimizde, biz mevsimlerin içindeyiz. Her mevsim ayrı bir özelliğe ve güzelliğe sahip. Ayrıca her mevsimin de bize anlatmak istediği kendine has bir lisanı var. Bu lisana vâkıf olmadan ne baharın, ne de kışın, kısacası hayatın anlamını kavramamız mümkün değildir. Mevsimler sadece yağmur, güneş, kar, sis, rüzgâr, hararet, soğuk gibi doğa hadiselerinden ibaret değil ki. Esasen bütün bunlar birer işaret. Bu hadiselerin maverasında başka manalar ve sırlar gizli. Mühim olan kâinat kitabındaki o manayı okuyabilmek, anlayabilmek. 


                Bir anket yapsak, hangi mevsimi daha çok seviyorsunuz diye sorsak, herhalde sıralamada bahar diğer üç mevsimi geride bırakarak birinci olur. Baharı daha çok sever ve özleriz. Peki nedir baharda bizi kendine çeken şey? Her şeyden önce aşk, diriliş, ümit ve coşku mevsimidir bahar. Belki de bunun için kendine çeker bizi. Her dem yeni, her dem taze kalmayı hatırlatır bize. Rabbimizin cemal sıfatının tecellisini görürüz baharda. Ruhumuzda aşkın çiçekleri açar yeniden. Bahar esintileri Sevgili’den ilhamlar üfler gönlümüze. 


                Baharı yaşamak için içimizdeki sese kulak vermemiz gerekiyor. İçimize yönelmemiz gerekiyor. Asıl bahar orada! Zaten oradaki baharın yansımasıdır dışarıda olan bitenler. Baharı eğer içimizde yaşatabiliyorsak etrafımızdaki insanlar da bizimle birlikte baharı yaşıyorlar demektir. Yani birbirimize sirayet ediyor bütün güzellikler. Hadiselere, insanlara, eşyaya bakışımız değişiyor. Ümit ve saadetle lebaleb doluyoruz. İşte yaşamak o zaman güzel oluyor. Hayatın tadı ve anlamı o zaman ortaya çıkıyor. Gerisi laf u güzaf! 


                Fetih mevsimidir, sefer mevsimidir bizim tarihimizde bahar. 29 Mayıs 1453 sabahı Cihan Padişahı Sultan Fatih’in İstanbul’u fethedip gülzâr yaptığı, gönülleri kazandığı mevsimin adıdır. Kırmızı güllerin, bembeyaz papatyaların arzı süslediği bir bahar sabahı tanışmıştı İstanbul Türk yiğitleriyle. Hasretle beklediği dinamizmi bir bahar mevsiminde yakalamıştı bu muhteşem şehir. İslâm’la şereflenmiş, Türk’ün adaletine şahit olmuş ve onun merhametine sığınmıştı. Kısacası kemal yolculuğuna yedinci padişahla başlamıştı bu yedi tepeli mübarek şehir.

                Şah-ı ezhar ( çiçekler şahı) olan gülün mevsimidir bahar. Gül olmadan bahar olmaz, gül açmadan bülbül ötmez. Bağın, bahçenin gülsüz tadı ve keyfi olmaz. Bahar sabahının hoş esintileri arasında açar gül. Onun ezeli âşığı bülbülün serenâdı duyulur gökkubbenin altında. Gül açıldıkça bizim gönlümüze de neşe ve sürur dolar. Bahar deyince sadece gül mü neşelenir ve açar? Baharı bekleyen sadece güller değildir elbet. Diğer çiçekler de baharı bekler, baharın yapraklarını okşayan o tatlı esintisiyle açarlar. Bize baharı müjdelerler. 


                Birçoğumuzun özgürlüğüne imrendiği kuşların da mevsimidir bahar. Boylu boyunca kırların yemyeşil örtüyle kaplandığı, ağaçların çiçeklendiği, güneşin yüzünü gösterdiği bu mevsim kuşlar için de neşe ve taze başlangıçtır. Penceremizin önünde, bahçemizin bir köşesinde cıvıldaşıp durur, hayatımıza ayrı bir renk katar kuşlar. Kendi dillerince tesbih eder, söyleşirler. Taze ve yeni başlangıç adına, yeniden uyanış ve silkinme adına bize ilham kaynağı olur, kulağımıza bir şeyler fısıldarlar. Yaşadığımız bunca hengâmenin arasından sıyrılıp farklı iklimlere kanat çırpmayı öğretirler bize. Yolu, yolculuğu, yol kardeşliğini hatırlatır bize kuşlar. Her bahar başka severiz insanı, doğayı, canlı cansız her şeyi. Yüce Rabbimizin kudretini izleriz doğadaki görsel şölende. 


                Gökyüzünün rengi değişir, rüzgârlar daha bir başka okşar yüzümüzü şefkatle. Dağın, taşın, ovanın, yaylanın rengi, havası, kokusu değişir. Karlar zirvelere çekilmeye başlar. Dereler kar sularıyla coşar. Hepsi birden baharı haykırırlar. Her tarafta hüküm fermâ olan renk yeşildir artık. Çisil çisil yağmurlar düşer arza ve can suyu olur, rahmet olur, bereket olur. Yedi renkli gökkuşağının altında mahallenin çocukları futbol maçı yaparlar. Toprağımız canlanır, yeniden dirilir Rabbül Âlemin’in emriyle. İbretle bakmayı bilen gözler için bütün güzellikleriyle karşımızda arzı endam eder doğa. 


                  Her yıl biteviye yenilenerek tekrar edip durur bahar. Sonbahar mevsimiyle doğada her şey yavaş yavaş zevâle doğru gidiyorken, kış mevsimi geldiğinde ise herşey adeta ölüyor. Baharla birlikte yeniden bir diriliş başlıyor. Öldü sandığımız o bitkiler nisan yağmurlarıyla yeniden can suyuna kavuşuyor ve neşvü nemâ buluyor. Anlıyoruz ki, ölüm bir bitiş, bir tükeniş değil yeniden doğuş.

 
                 Çevresiyle uyum halinde yaşamayı becerebilen insanlar tıpkı bahar mevsimi gibi gönlünde ve zihninde taze his ve düşüncelerin yeşermesine imkân verirler. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulur: “Bahar mevsiminin serinliğini ganimet biliniz; zira o ağaçlarınıza ne tesir ederse, sizin bedenlerinize de onu yapar.” Güzel insanların sözleri de bahar rüzgârlarına benzer; mürde gönüllere şifâ olur. İstifade etmesini bilirsek gönül bahçesinde türeyen yaramaz ot ve dikenler temizlenmiş olur. Kısacası her dem yenilenmeyi, dirilmeyi, durulmayı anlatır bize bahar. Yani kendimizi güncelleme vaktidir bu demler. Her şey Rabbimizin Hay sıfatıyla yeniden dirilirken biz olduğumuz yerde nasıl sayarız? Açalım pencerelerimizi yeniden hayata, bahar rüzgârlarıyla dirilsin ruhumuz. Kuş sesleriyle uyanalım her sabah ve uzanalım ufuklara.                 

         Ömrünüz hep bahar tazeliğinde sürsün değerli dostlarım. Fiemânillah…         

                                                                                                                                                         (Recep ŞEN - 7 Mayıs 2012)

ŞİİR SANDIĞINDAN: 
Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin 
Bülbül hamûş, havz tehî, gülistân harab 
(Keçecizâde İzzet Molla)

Hamûş:Suskun
Tehî    :Boş

Haziran 04, 2017