EĞİTİM ŞART


                  Kavram kargaşası bizde yaygın bir durumdur. Kavramlar zihnimizde yerli yerine oturmayınca bu kargaşa hayatımıza yansıyor, birçok sosyal problemin doğmasına sebep oluyor. Yerli yerine oturtamadığımız, sıklıkla birbirine karıştırdığımız iki kavram üzerinde duracağız bu yazımızda. Bunlardan birisi eğitim diğeri de öğretimdir. Birlikte kullandığımız bu kavramlar birbirini bütünler nitelikte olmasına rağmen aynı anlama gelmemektedir. Bu iki kavramı eskiden terbiye ve talim olarak kullanıyormuşuz. Terbiye ve talim kelimeleri bugün kullandığımız eğitim ve öğretim kelimelerinden anlamca daha şümullü.

                Eğitim, insan hayatını olumlu manada değiştirme ve hayat yolculuğunda onun önünde yeni ufuklar açma çabasıdır. Eğitim, insanın kendini tanımasına, ruh ve beden sağlığını koruyup geliştirmesine, yaratılıştan gelen yeteneklerini ortaya çıkarmasına, çevresiyle ve kendisiyle uyumlu hareket etmesine imkân sağlar. Kısacası edep dediğimiz en yüce insani mertebeye kavuşturur kişiyi. Eğitim, bu anlamda insan hayatında davranış değişikliği oluşturur. Eğitim genel bir mana ifade ettiği için öğretimi de içine alır.

        Öğretim, insanı bilgi sahibi yapmanın ve bu bilgileri insan hafızasına kazandırmanın adıdır. Zihinsel yeteneklerimizin geliştirilmesidir bir anlamda. Entelektüel çabanın adıdır diyebiliriz öğretim için. Mesela, matematik öğretimi, fen ve teknoloji ile ilgili bilgilerin öğretimi, dini bilgilerin öğretimi v.s. Öğretim bilgiyi elde etme, ona sahip olma ve gerektiğinde o bilgileri hatırlayarak kullanabilmektir. Onun için yapılacak öğretimin de kalıcı olması gerekir. Sadece ezberleyerek öğretim olmaz. Sınavda başarılı olmak için ezberlediğimiz birçok bilgi zamanla unutulur. Kalıcı öğrenmeyi gerçekleştirecek yol ve yöntemleri denememiz gerekir ki, faydalı sonuçlar alalım. Öğrendiğimiz bilgiler bize sorgulayabilme, yorumlayabilme, muhakeme yapabilme, karşılaştırabilme yeteneği kazandırmalı. İyi bir öğretimden amaç, insan hayatını kolaylaştırmak adına eşyaya hâkimiyetin imkânlarını arayıp bulabilmektir. Şunu da belirtelim, hayatta kullanılmayan bilgi insan için yüktür ve hiçbir fayda hâsıl olmaz ondan. 

         Peki, iyi güzel de öğretim yalnız başına insanın ruh ve beden sağlığı açısından mutlu olabilmesi ve toplumun huzuru için yeterli midir? Yetişen nesillere Kimya’dan redoks denklemini, Matematik’ten üçgenin alanını hesap etmeyi, Coğrafya’dan iklim çeşitlerini, Türkçe’den gramer kurallarını öğretmekle milli ve vicdani sorumluluğumuzu tam olarak yerine getirmiş olur muyuz? Sınavlara hazırlanma anlayışı içerisinde çocuklarımızı yetiştirmeyi hedefliyorsak bu yapılanlar yeterlidir tabiî ki. Son yıllarda ebeveynler olarak bizler eğitimi bir kenara bıraktık ve çocuklarımızı sınavlara hazırlama telaşına düştük. Yani önceliğimiz öğretim oldu. Oysa önceliğin eğitimde olması gerekmiyor muydu? Biz öğretim konusunda talepkâr olduk hep. Öğretmene hep çocuklarımızın derslerini, deneme sınavlarında kaç neti olduğunu sorduk. Tabii ki çocuklarımızın akademik başarısını soracağız ve önemseyeceğiz. Öğretimden vazgeçelim, bir kenara atalım demiyoruz. Bu saçmalık olur zaten. Ama kendimizi de bir sorgulayalım. Acaba çocuklarımızın okul içindeki davranışlarıyla ilgili öğretmenlerinden hiç bilgi aldık mı? Eğitimle ilgili yetersiz kaldığımız konularda öğretmenlerimizden bu konuda bilimsel manada destek almayı düşündük mü? Dershanelere, özel derslere bunca para harcadık. Niçin? Aman sınavda başarılı olsunlar diye, değil mi? Ya hayat sınavı ne olacak değerli dostlar? Çocuklarımızı mesleğini iyi icra eden ruh dünyası zengin bir mühendis, doktor, öğretmen olarak yetiştirelim. Buna çok ihtiyacımız var. Ruh dünyalarını da ancak eğitimle zenginleştirebilir ve bu alandaki açlıklarını giderebiliriz. Bunun başka yolu yok!

        Hepimizin ezberinde olan Yunus’un “İlim ilim bilmektir,/ İlim kendin bilmektir,/Sen kendini bilmezsin,/Ya nice okumaktır?” mısraları çok manidardır. Hep okuyoruz da derinlemesine tefekküre hiç yanaşmıyoruz. Biz kimiz? Bu dünyadaki varlık nedenimiz ne? Hiçbir şey boşuna yaratılmadığına göre benim bu varlıklar dünyasındaki yerim ne ve onlarla ilişkilerim nasıl olmalı? İnsan olarak benim olması gereken vasfım nedir? Kendini bilmek, bir kısım insanların anladığı gibi kişinin kendi ruh dünyasına çekilip içine kapanarak bireysel bir hayat sürmesi değildir. Kendini bilmek tefekkür etmektir. Tefekkür ise derinlemesine düşünmektir. Okuduğu ilimle kendini bilemeyen, keşfedemeyen, zübde-i âlem (âlemin özü, hülasası) olduğunu kavrayamayan insan kendi dışındaki dünyayı veya kişileri nasıl fark edip yorumlayacaktır. Birlikte yaşamayı nasıl becerecek? Birlikte yaşamayı beceremeyenler nasıl insanlığın hayrına bir eser ortaya koyacak, nasıl tek başına bir medeniyet oluşturacaktır. Yalnız taştan duvar olmaz. Eğitim sayesinde kendimizle barışık olacağımız gibi öteki dediğimiz kendimiz dışındakilerle de dostça ve barışık bir hayat sürme imkânımız vardır.

           Eğitimci Herbart şöyle diyor: “Öğretimsiz bir eğitim düşünemediğim gibi, tam tersine eğitmeyen bir öğretimde düşünemiyorum.” Eğitimsiz öğretimin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ana haber bültenlerinde, gazetelerde eşine şiddet uygulayan profesör, devlet ve millet malından şahsi kazanç sağlayan son derece iyi ekonomi öğretimi görmüş bürokrat haberlerini duyunca şaşırıyoruz. Bu kadar okul okumuş, adamın yaptığı işe bak, diyoruz. O zaman ortaya şu gerçek çıkıyor. Diploma ve akademik başarı tek başına yeterli değil! Bizim bir başka şeye daha ihtiyacımız var. Son derece kaliteli öğretim faaliyetimizin mutlaka ve mutlaka eğitimle desteklenmesi şarttır. Eğitim şart diyoruz ama eğitimden anladığımız şeyler çok farklı.

            Peki, ne anlamalıyız eğitimden? Nedir eğitim? İnsanları tek bir kalıba sokmak, fotokopi makinesinden çıkmış gibi tek tip insan yetiştirmek midir? Topluma yararlı olsunlar, söz dinlesinler diye sorgulamayan insanlar yetiştirmek midir? Hocam eti senin kemiği benim, al ne yaparsan yap anlayışıyla ailenin bu işten kendisini azade görmesi midir? Özgür yetişsinler diyerek gençleri başıboş bırakmak mıdır? Peki, nedir öyleyse bu kadar önemsediğimiz bu kavramın aslı, esası?

            Şimdi, birlikte düşünelim. Hepimiz insanız ve doğal olarak da beraber aynı sokağı, aynı yolu, aynı apartmanı, aynı okulu paylaşarak hayatımızı sürdürüyoruz. Her öğrenim gören insan kendine ve toplumuna faydalı olmuyor maalesef. Bir bakıyorsunuz iyi bir din öğretimi görmüş din görevlisi dedikodunun haram olduğunu öğrendiği halde dedikodu yapıyor, alkolün zararlarıyla ilgili detaylı öğrenim görmüş bir doktor alkol kullanıyor, hayata dair bilgilerin öğrenimini tahsil etmiş bir öğretmenin öğrendiği bu bilgilerden hayatında ufacık bir eser görülmüyor. Bütün bu insanlar iyi öğrenim görmüş olmalarına rağmen bildiklerini günlük hayatlarında yaşayacak irade eğitimine sahip olamamışlardır. Hal böyle olunca, bu insanların kendilerine ve topluma yararlı olmak adına yapacak pek fazla bir şeyleri yoktur. Hepimiz okulda kırmızı ışıkta geçmenin yanlış olduğunu, trafikte geçiş üstünlüğünün kimlere ait olduğunu, kısacası trafik kurallarını öğrendik. Birbirimizin hak ve hukukunu gözetmemiz gerektiğini öğrendik. Çocuklarımız da öğrenmeye devam ediyor. Hepimiz bu bilgiyi aldık. Peki, neden hala trafikte bunca kural hatası yapılıyor, bunca kaza oluyor, insanlar birbirlerine tahammül edemiyor, trafikte seyrederken kimse kimsenin hakkına saygı göstermiyor? Arabanın penceresini açıp sana gösteririm ben diyerek el sallıyor ve bir de sayıp sövüyor vatandaş. Bakıyorsunuz bazıları da arabadan inip yolun ortasında kavga ediyor. Kimsenin karşısındakine tahammülü yok. Bu demektir ki, bir yerlerde eksiğimiz var. Yapmamız gereken önemli bir şeyi atlıyor, göz ardı ediyoruz. İşte göz ardı ettiğimiz o şey: Ahlâk ve irade eğitimi.

            Ana rahmine düştüğümüz andan itibaren eğitim sürecimiz başlıyor. Hatta daha da ileri giderek bunu evlilik öncesi eş seçimine bile götürebiliriz. Hepimiz tertemiz bir fıtratla ailede gözlerimizi dünyaya açıyoruz. Orada tanımaya başlıyoruz kendimizin dışındaki dünyayı. Ailemizde ilk eğitimimizi almaya başlıyoruz. Onların telkin ve yönlendirmeleriyle kişiliğimiz şekillenmeye başlıyor. Ailede başlayan bu eğitim süreci okulda da devam ediyor.  Eğitim sadece okulda eğitimcilerin nezaretinde devam eden bir süreç değildir. Bu işin içinde anne ve baba mutlaka vardır, çevre vardır. Beşikten mezara kadar iyi insan olma cehdine memur olduğumuza göre eğitim için hayat boyu devam eden bir süreçtir diyebiliriz.

           Eğitim iyi bir eğitimcinin rehberliğinde ve örnekliğinde gerçekleşecek bir hadisedir. Yani bizzat karşılıklı, birebir iletişim şart. Eğitimci ahlaklı, inançlı, dürüst, vicdan sahibi, vatansever, eğitim alanında bilimsel yöntemlerle mücehhez, geniş ufuklu, gelenin gidenin keyfine göre davranmayan, özgür iradeli, şefkatli, bilgili, hak ve hukuka saygılı, yaşadığı toplumun değerleriyle barışık ve o değerleri özümsemiş, hoşgörülü, fedakâr, sevgi ve saygıyı ön planda tutan, çocukları seven bir kişi olmalıdır. Yapılacak eğitimin özünü de sevgi oluşturmalı. Çünkü yaratılışın özünde sevgi var. Sevgisiz olmaz, sevgi şart. Gönüllere girmeden, gönülleri kazanmadan eğitim olmaz. Sevginin olmadığı yerde totaliter bir anlayış olur. Totaliter anlayışın olduğu yerde pısırık, korkak, ürkek, hiçbir şey üretemeyen nesiller yetişir ki, bu bizim arzuladığımız eğitim anlayışı olamaz.

            Ahlaki eğitimden yoksun bir eğitim öğretim faaliyeti düşünemeyiz. Ahlaki eğitimden yoksun yetişmiş insanlar yarardan çok zarar getirir topluma. Bu açık ve net! Bunları yaşayarak görmedik mi? Geçmişte ihaleciler, hayali ihracatçılar, rüşvetçiler, rantiyeciler, yetim hakkı yiyenler, devlet ve millet malına göz dikenler, hak ve hukuka saygılı olmayanların birçoğu iyi öğrenim görmüş insanların içinden çıkmadı mı? Hem gençlerimize yazık, hem de topluma yazık. İyi bir öğretimle birlikte iyi bir eğitim de vereceğiz çocuğumuza. Böylece o kendisine, ailesine, milletine ve insanlığa faydalı olma ülküsü kazanacak. Arzuladığımız ideal toplum bu şekilde inşâ edilecektir.

            Ahlâk eğitimi deyince bir kısmımız hemen tepki gösteriyor. Çocukların baskı altına alınmasının doğru olmayacağından, özgürlüklerin kısıtlanacağından dem vuruyor falan. Alakası yok ve bu endişeler yersizdir. Doğru bir ahlâk eğitiminin temelinde sevgi vardır ve olmalıdır. Kesinlikle bilimsel yöntemlerle yapılmalıdır. Bu işin de bir ilmi var. Öyle anadan babadan görme eski usullerle de bu işler olmaz. Ahlâklı insan yetiştirmek demek gençleri baskı altına almak, her işin başında manasızca onu yapma günah bunu yapma yasak tavrını takınmak, onları farklı yöntemlerle korkutmak, sus pus vaziyetine sokacak katı bir disiplin anlayışıyla hareket etmek demek değildir ki. Biz, ahlâk eğitimi söz konusu olduğunda neden hep böyle yanlış kanaatlere kapılıyoruz anlamış değilim. Niye hep korku, korkutma? Çocuklarımızı bile onu yapma Allah seni yakar ,diye korkutmadık mı hep? Böyle bir anlayış olabilir mi? Yahu bir de sevme ve sevdirmeyi deneyelim ne olur sanki! Esasen, sevgi konusunda bize örnek olabilcek çok değerli birikimlerimiz var. Niçin onlara dönüp bakmıyoruz? Sevginin yurdu olmuş bu topraklar tarih boyunca. Anadolu’da yaşayan birçok güzel hasletlerimiz var bu manada. Sevgiyi esas alalım tezi yeni bir şey değil ki. Asırlarca bu toprakların çocukları sevgiyle kardeşçe büyümediler mi? Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayram Veliler, Emir Sultanlar, Akşemsettinler ve onların kutlu izinden giden daha niceleri bu topraklara sevgiyi mayalamadılar mı? Bunlar bizim medeniyetimizin yetiştirdiği ve müşahhas olarak ortaya koyduğu sevgiyi merkez almış en büyük eğitimcilerdir. Kim ne derse desin? Hiç boşuna yanlış ve sakat adreslerde dolaşmayalım. Bizim rengimiz, mayamız bu! Aslını inkâr eden varsa bilemem! Fatih gibi cihan sultanına ruh ve kişilik kazandıran kimdir Allah aşkına söyler misiniz? Yedi tane dil bildiği söyleniyor ve devrinin en büyük topunu yapacak kadar da güçlü öğrenim görmüş. Arzın neresinde bir bilim insanı, sanatkâr görse onu ülkesine davet eden bir insan. Kimsenin diline, dinine, ırkına, rengine bakmamış. Çok güçlü bir eğitim ve öğretimden geçmiş. Ama onu asıl Fatih yapan Akşemsettin'dir. Gerçek bu! Fatih ve Akşemsettin bağlantısını çözer ve iyi anlayabilirsek geleceğimiz çok daha farklı olacaktır.

            Entellektüel manada çok birikimli olabiliriz, bilgi hafızı, ayaklı kütüphane olabiliriz ama önemli olan iyi bir eğitimle şekillenmiş olan karakterimizdir. İnsanların güvenilecek ve övünülecek yanları da budur. Topluma faydası olacak insan tipi de budur aslında. Toplum böyle insanlarla kalkınır, refahı yakalar. Kemalat (olgunluk), itibar, iyilik, mutluluk ve huzur iyi bir eğitim ve öğretimle elde edilebilir. Bu konuda azim ve gayretimizin olması gerekir. Öğretim yapılırken eğitim göz ardı edilmemeli yeterince ve zamanında yapılmalı. Millet olarak en elzem ve en mühim işimiz budur.  

                                                                                                                                                                   (Recep ŞEN – 3 Nisan 2012)

ŞİİR SANDIĞINDAN:

Selâm olsun bizden güzel dünyaya,
Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
Selâm olsun sonsuz güneşe, aya;
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?
(A.Hamdi Tanpınar)

Haziran 04, 2017