DEDEM KORKUT


Dede Korkut, milli kültürümüzün en önemli karakterlerinden bir tanesidir. Ne yazık ki, bizde dışarıdan ithal Noel Baba kadar itibar görmüyor. Oysa Türk’ün alp ve erenlik özelliği kendisinde en bariz ve berrak şekilde ortaya çıkan Dede Korkut, Müslüman Türk’ün yaşadığı geniş coğrafyada tekrar söz söyler hale gelmelidir. Nesillerimiz Dede Korkut ile tanışmalı ve onun ortaya koyduğu hayat felsefesini tanımalılar.

Peki kimdir Dede Korkut? Kaynaklara baktığımızda karşımıza ana hatlarıyla, kısaca şu bilgiler çıkar: Câmiut-Tevârih’te Oğuz’un Bayat boyundan, Şecere-i Terâkime’de ise Kayı boyundan olduğu kayıtlı. Bahrul Ensab isimli eserde ise Bayındır Han’ın dış ve iç Oğuz Beylerinin adları zikredildikten sonra Dede Korkut’un bunların şeyhi olduğu kaydedilir. Müneccimbaşı, Edirneli Ruhi’yi kaynak göstererek Dede Korkut için şu ifadeleri kullanmıştır:

”Türkmen kabâili (kabileleri) beyninde (arasında) Korkut Ata nam bir ehl-i hâl aziz var idi.”

Saltuknâme’de ise Dede Korkut, Osmanlılar ile aynı boydan gösterilmiştir. Hacı Bektaş Vilâyetnamesi’nde Korkut Ata, Oğuz hükümdarı Bayındır Han ve onun beylerbeyi Kazan ile birlikte anılır ve bunların ölümüyle Oğuz topluluğunun dağıldığı söylenir.

Câmiut-Tevârih’in beyanına göre Kayı İnal Han’ın ve doksan yıl hükümdarlık yapan Kanlı Yavguy’un başmüşavirliğini (başdanışmanlık)yapmıştır. Zeki Velidi Togan ise onun İslâm’dan önce yaşamış olmasına rağmen Hz. Peygamber zamanına da yetiştiğini belirtir. Kayı İnal Han Peygamberimizle aynı çağda yaşamış, kendisi Müslüman olmuş ve iki vezirini Hz. Peygamber’e elçi olarak göndermiştir. Göktürkler devrindeki Oğuz Yabguları katında da bulunan bir Türk Bilgesi sayılır.
Bir halk rivayetine gö­re ise 100 yıl yaşamıştır. Sirderya nehrinin sol yakasında kurulmuş bir Kazak obasında yaşamış, ölünce nehrin sağ kıyısına gömülmüştür. Korkut Ata'nın ölümüyle ilgili olarak Kazaklar arasında yaygın olan menkıbeye göre yirmi yaşında iken rüyasında aklar giymiş bazı şahıslar ona kırk yıl yaşayacağını ha­ber vermiş, bunun üzerine Korkut, ölüm­süzlük istemeye karar vermiştir. Karşı­lık beklemeden hastalara yaptığı yar­dımlar Allah katında makbule geçmiş ve bir gün uykuda iken ona, "Ölümü kendin arzu etmedikçe ölmeyeceksin" denmiştir. Onun ölümü hakkında olduk­ça zengin başka rivayetler de vardır.

O halkın gözünde ermiş, keramet ehli, ehl-i hâl, kendisine danışılan, halkın müşküllerini çözen, hükümdar müşaviri, eğitimci, iyi bir nasihatçi, savaşlarda düşmanı mağlup etmek için çareler bulan, hastalara yardım eden, bilge, Türk töresi ve geleneklerini iyi bilen, kopuz çalan halk ozanı, teşkilatçılığı bilen ve koruyan, kabilenin reisi, halkın atası, âlim, girift problemleri halleden bir kişiliktir. Kısacası Türk’ün aksaçlı, aksakallı güngörmüş bilgesidir o.

Kitâb-ı Dede Korkut Alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân adlı eserde Dede Korkut’tan “dede, ata, sultan” diye bahsedilir. Onun hikâyelerinde Türk ahlâk ve törelerinin, inançlarının, kahramanlıklarının anlatıldığını görürüz. Orta Asya Türkleri ile Anadolu’ya gelmiş boyların toplum hayatı ve Türk coğrafyası hakkında bilgiler vardır. İslâm inancına dayanan inanışları, İslâm Tarihine ait kişi ve unsurları ve bunların hayatlarına dair bilgileri bulmak mümkündür. Tasavvufi motifler, sadaka, adak, dua, yemin, salâvat, ism-i azam bu hikâyeleri süsleyen motiflerden birkaçıdır. Eserde Şamanlık döneminin izleri görülse de İslâmi motifler kadar güçlü değildir. Zaten Dede Korkut Kitabı Müslüman bir ermişin kitabıdır ve halkın kolaylıkla anlayabileceği bir üsluba sahiptir.

Eserde devlet teşkilatı ve savaşlardan da izler görmek mümkündür. Kadın konusu bizim bugünkü anlayışımızın tam aksi istikametindedir. Hikâyelerde kadına büyük bir değer verilmiştir. Kadın erkek ilişkilerinde şehvetin izine bile rastlanmaz. En mahrem duygular tabiilik ve gerçeklik sınırını aşmaz. Hikâyeler Dikkatlice incelendiğinde Türklerde aile yapısının ne kadar güçlü olduğunu görürüz. Anne baba ve çocuklar arasında sonsuz bir sadakat, sevgi, saygı, şefkat vardır. Bütün Oğuz Beyleri tek eşlidir. 
Çocuklar ve yiğitler gösterdikleri kahramanlık ve yararlılıklardan ötürü dualarla Dede Korkut tarafından isimlendirilir. Cenazelerde yas tutulur, yasa gidenler giyindikleri kıyafet ve gösterdikleri davranışlarıyla bunu belli ederlerdi. Ölenler için cenaze merasimine gelenlere hayır ve sevap umma gayesiyle aş ikram etme geleneği vardır. Bu gelenek ta Şamanlık döneminden beri Türkler de vardır. Bugün mezarlıklarda mevtalarımıza son görevlerimizi yaparken eşe dosta helva dağıtırız. Bu güzel gelenek halkımız arasında hala yaşamaktadır.

Ayrıca hikâyelerde “toy”lardan da bahsedilir.  Türk’ün kendine has eğlence ve şenliğidir toylar. Bugün birçoğunu kullanmaya devam ettiğimiz yaşmak, börk, çuka, carkap, yapuk, edik, sokman gibi kıyafet isimleri ile hayvan isimleri de hikâyelerde geçer. Türk’ün hayatında en önemli hayvan attır. Kahramanlar atlarıyla birlikte anılır ve onların da insanlar gibi isimleri vardır.

Bizim Alp ve Eren kelimeleriyle alperen olarak tavsif ettiğimiz ideal Müslüman Türk modelini hikâyelerde görebiliriz. Bu anlamda çocuklarımızın ve gençlerimizin bu hikâyelerden istifade etmelerini sağlamalıyız. Böylece onlar da Müslüman Türk kimliğini, inancını, töresini, geleneğini, aslını tanımış olsunlar. Köklü ve güçlü bir milletin üyesi olduklarının farkına varsınlar. Büyük bir medeniyete sahip olduklarını hissetsinler, kendi farklarını ortaya koysunlar.

Dede Korkut’tan iktibas edilen güzel cümlelerle sözlerimizi noktalayalım: “Ağız açıp över olsam, Allah güzel, Allah dostu din ulusu Muhammed güzel. Muhammed’in sağ yanında namaz kılan Ebûbekir Sıddık güzel. Âhir otuzuncu cüz başıdır Amme güzel. Hecesince düz okunsa Yâsin güzel. Kılıç çaldı, din açtı erlerin şâhı Ali güzel. Hasan ile Hüseyin iki kardeş beraber güzel. Yazılıp düzülüp gökten indi, Allah ilmi Kur’an güzel. O Kur’an’ı yazdı düzdü, ulemâlar öğreninceye kadar bekledi biçti, âlimler sultânı Osman Affanoğlu güzel. Çukur yerde yapılmıştır Tanrı evi Mekke güzel. O Mekkeye sağ varsa, esen gelse imanı bütün hacı güzel. Hesap gününde Cuma güzel. Cuma günü okuyunca hutbe güzel. Kulak verip dinleyince ümmet güzel. Minâreden ezân okuyunca müezzin güzel. Dizini bastırıp oturunca helâli güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Ak sütünü doya doya emzirse ana güzel. Yanaşıp yola girince kara erkek deve güzel. Sevgili kardeş güzel. Yan tarafta, ev yanında dikilse gelin odası güzel, uzunca çadır ipi güzel. Oğul güzel. Hiç birine benzemedi cümle âlemleri yaratan Allah güzel.”  

                                                                                                                                                   (Recep ŞEN -  13.12.2009)

Mayıs 28, 2017