KÂMUS NAMUS MESELESİ


Bu yaz tatilinde Kâmus-ı Türkî’yi okumayı planlamıştım. Yaklaşık bir aydır da kelime kelime, peyderpey okuyorum. Son zamanlarda yaptığım en güzel işlerden biri oldu bu uğraşı benim için.

Kâmus-ı Türkî, en meşhur dilci ve lügatçilerimizden Şemseddin Sami (1850–1904)’ye ait sahasında en muteber sayılan kaynaklardan birisi. Biliyorsunuz kâmus, büyük sözlük veya lügat anlamına geliyor. Ben de bu yaz sözlük okuyacağım, kelimelerin sihirli dünyasına dalacağım. Hayırlısı bakalım...

Diyeceksiniz ki:”Bu yaz sıcağında bu da nereden çıktı şimdi? Şiir, hikâye, roman vs. okumak varken sözlük okumak da ne ola ki?”

Sözlük okumak zihin haritamızın şekillenmesi açısından önemli diye düşünüyorum. Karşımızdakini doğru anlamak, ve meramımızı doğru ifade edebilmek için kelimelere ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Kelimeler de sözlükte bulunduğuna göre, sözlük okumak da çok anormal bir hadise olmasa gerek. Ayrıca çok da zevkli, insana haz veren bir uğraş. Tavsiye ederim efendim. Hele de bu sözlük Kâmus-ı Türki adlı muhteşem şaheser olursa o hazzı yakinen hissedeceğinize eminim. Çünkü Kamus-ı Türki’nin içerisinde milletimizin hafızasını taşıyan kodlar saklı. Bu kodlar, bütün renkleri ve zenginliğiyle coğrafyamızı anlatan kelimelere yüklenmiştir. Siz, sözlük okurken adeta o kodları çözer ve büyülü medeniyetimizin kütüphanelerinde, çarşılarında, medreselerinde, imarethanelerinde, camilerinde, halk pazarlarında, şiir ziyafeti çekilen kahvelerinde, dükkânlarında, alın teri dökülen tarlalarında, at sırtında sefere çıkan gazi-erenlerin arasında dolaşırsınız. Bu anlamda sözlük okumak bana son derece keyif ve haz veriyor.

Sihirli kelimelerin sizi alıp o eski İstanbul sokaklarına kaçırması ve sizi rengârenk bir Türk rüyası içerisinde gezintiye çıkarması... İşte Milletin namusu mesabesindeki dilimizin mahfazası olan kâmus böyle bir kudrete haiz.

Şemseddin Sami, Kâmus-ı Türkî’nin girişindeki ifade-i meram bölümünde “lügat kitabı bir lisanın hazânesi hükmündedir.” der. Bu eşsiz hazineden gafil olmamak, bu hazinenin kadrü kıymetini idrak etmek lazım. Cemil Meriç’in ortaya koyduğu hassasiyetle yaşamak lazım. O şöyle diyordu bu mevzuda: "Kamusa uzanan eller namusa uzanır; dil de bir milletin namusudur!"

Son yıllarda bazı Türk aydınlarının kâmuslarını koruma noktasında sınıfta kaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu zevatın kültürel anlamda batıdan gelen her şeye eyvallah deyip kucak açtığını gördükçe üzülüyorum. Cenap Şehabettin benzetmesiyle bu zevatın “yazıları birer malûl gâzi” dir. Konuşmaları da öyle tabi.

Cemil Meriç’in bir tespiti vardır. “Hepimiz gurbetteyiz” der ve şöyle devam eder:” “Kökü mazide olmayan her insan memleketine ve başka memleketlere yabancıdır.” O zaman dil meselesi bir hayat memat meselesidir. Ayakta kalma meselesidir. Biz millet olarak her şeyimizi yitirsek elimizde bir tek dilimiz sağlam kalsa, onunla tekrar yitirdiklerimize kavuşur ve ayağa kalkarız. Çünkü kelimelerin gücü silahın, paranın, teknolojinin gücünden her zaman daha fazladır.

Öyle kelimeler vardır ki bir dünya kurar bize. Önümüze bir dünya açan dilimizin dile gelmesine engel olmayalım. Nasıl ki vatan toprağından bir çakıl taşı bile verilemezse, dilimizden de tek bir kelimeyi feda edemeyiz. Ha çakıl taşı, ha bir kelime… İkisinin de kaybına milli bekamız açısından rıza gösteremeyiz. Güzel Türkçemizden kopartılan, bize unutturulan her kelime geleceğimizin kararması, hayallerimizin ölmesi demektir. Şimdi birlikte düşünelim kenarda kalmış, unutulmuş veya unutturulmuş binlerce öksüz ve yetim kelimelerimizi? Bunları gün yüzüne çıkarmak bu millete yapılabilecek en güzel hizmet değil midir?

Bu mevzuda Merhum Cemil Meriç’ten aldığım birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum: "Kâmus, bir umman. Derinliklerinde inciler gülümser. Kimi sevgili göğsünde parlayacak, kimi bir tâcidâr alnında, kimi sedef mahfazasında unutulacak."

" Kâmus bir umman, dualar uğuldar derinliklerinde, destanlar coşar. Şâir bu sesleri duyan ve duyuran."

"Kelime, ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade."

"Bir davet olarak güzel kelime, dualarda muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven."

"Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kâğıda geçirmek istiyorsun; kâğıda, yani ebediyete."

Ben, istiklâl Marşı şairimizin mısralarıyla öğrencilerime meramımı anlatamayacaksam, öğrencilerim beni anlayamayacaksa burada çok ağır bir problem var demektir. Biz daha Milli şairimiz M.Akif’i anlama konusunda sınıfı geçemedik. Ya Fuzuliler, Bâkiler, Şeyh Galipler, Mevlanalar, Yunuslar, Karacaoğlanlar... Onların bizlere ve bu aziz milletin gençlerimize söyleyecek sözleri yok mu? Neden bu iletişime mani oluyoruz? Dil köprüsü yeniden kurulmalı. Gençlerimizi bu büyük hayat ve hayal ustalarının mısralarından mahrum etmemeliyiz. Çünkü gençlerimizin farkında olmayıp da başka yerlerde aramaya kalkıştıkları cevher burada.

Hayalleri ve dolayısıyla edebiyatı olmayan gençliğin geleceği de olmaz. Onlar başka yerlerde kendilerini bulamıyor ve ifade edemiyorlar. Farkında değiller, bilmiyorlar üzerinde oturdukları hazinenin kıymetini. Ne olur o hazinenin kapılarını açalım ve gençlerimizi o zengin hazine, güzel Türkçemizle buluşturalım.

Batı klasikleri deyip durdular bize yıllarca. Bir tanesi de demedi ki oğlum sizin de klasikleriniz var, işte bunlar, şunlar...  Önce bunları okuyun sonra batı klasiklerini okursunuz. Varsa yoksa Batı klasikleri, dünya klasikleri. Biz zannettik ki bu milletin klasikleri falan yok. Hep elinde kılıç, kalkan at sırtında koştu bu millet. Çünkü önce bize Batı klasiklerini tanıttılar. Bizim klasiklerimizi tanıtmadılar bize.

Dil, insanların birbirleriyle anlaşmasında en önemli vasıtadır. Peki, niçin bu kadar önemlidir? Çünkü milli değerleri taşır üzerinde ve bunları yeni nesillerin zihnine nakşeder.

Dönelim biz kâmus mevzuuna. Bu arada okumaya başladığımız eserin müellifi Şemseddin Sami’yi de yâd edelim. Türkçe’yi incelemek, modernize etmek, geliştirmek ve öğretmek alanlarında, çok büyük emek vermiştir. Bunu da hatırlatalım. Bir başka yazıda onun hayatı ve çalışmaları üzerinde dururuz belki.

Kâmus-ı Türki Osmanlıca harflerle yazılmıştır. Kamûs-ı Türkî, adında "Türk" kelimesi geçen ilk Türkçe'den Türkçe'ye sözlüktür. Osmanlıca bilenler için sahasında eşsiz bir eserdir. Ama Osmanlıca okuyamayanlar için Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca Türkçe Sözlüğü ile Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğü’nü önerebilirim.

Kelimelerin sihirli dünyasında her şey gönlünüzce olsun efendim.

(Recep ŞEN-28.07.2009-Bafra)

Mayıs 15, 2017