KENDİMİZLE YÜZLEŞEBİLMEK


Şairin  “Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin.” Mısraındaki kaygıyı taşıyanlar için bu dünyada, şu zamanda yaşamak sahiden zor mu zor! Pırıl pırıl, bulanmadan, dupduru akan nehir misali ömrümüzü sürüp, son nefesimizi o hal üzere verebilmek… Köhnemeden yaşayabilmek kısacası… 

Her şeyi menfaat ve çıkar ilişkisine dayandıran günümüz modern insanının böyle bir kaygısı yok. Onun kaygıları daha farklı. O bireyselcilikten yanadır. Varsa yoksa kendisi... Başkaları onun hiç umurunda değildir. Hani deriz ya menfaatçi tipler için, keser gibi hep kendine yontar diye. Modern çağın insanını belki bu benzetmeyle daha iyi karakterize etmiş oluruz. Onun gözünü öyle bir hırs bürümüştür ki, gözü menfaatinden, dünyalıklarından başkasını görmez. Ne anası, ne babası, ne kardeşi, ne dostu… Benim de en çok iğrendiğim ve sevmediğim tiplerdir böyleleri. Onun için karnı geniş, ensesi kalın olur bu umursuz tiplerin.

Toplum olarak öyle bir hal aldık ki, seviyesizlik diz boyu; hatta gırtlağı bile geçti. İşte köhneyip gidecek olanlar da bu dünyada gırtlağına kadar seviyesizliğin içine batmış olanlardır. Ne hazin son değil mi? Allah muhafaza buyursun bizleri böyle bir akıbetten.

Yaşadığımız günler bu açıdan yük oldu artık bize. Toplumumuzda her alanda bir seviyesizlik, ahlâki erozyon yaşanıyor. Kime derdimizi açsak, halimizi kime arz eylesek bilmiyoruz. Biz de şaşırdık artık. Bazen alıp başımızı gitmek istiyoruz uzaklara. Kendimize bir sığınak arıyoruz. Şairin dizesindeki kaygıyı taşıyan herkes bu halet-i ruhiyeyi yaşıyordur sanırım.

Neden böyle olduk peki? Neyi kaybettik de böyle bir belaya duçar olduk biz? Bu olan bitenler neden geldi başımıza? Bu soruların cevabını bularak derdimizin teşhisini iyi yapıp, devasını bulmamız gerekiyor. İşin acı yanı, birçoğumuz bu soruları sorup muhasebe yapma cesaretini kendisinde bulamıyor. Maalesef böyle bir cesarete sahip yiğitlerin sayısı da çok az! Hep bahane ve kaçamaklarla bu muhasebeden kaçıyoruz. Kendimizden kaçıyoruz. Birbirimizden kaçıyoruz. Gerçeklerden kaçıyoruz. Kendimizle yüzleşmekten korkuyor, kaçıyoruz. Nereye kadar peki bu kaçış? Bu gidişin bir sonu yok mu? Bu fani süreç bir yerde noktalanmayacak mı? O zaman nedendir bu kaçışımız? Gerçeklerle yüzleşmenin zamanı daha gelmedi mi? 

Her gün TV haberlerinde, gazete manşetlerinde cinayet, soygun, intihar, tecavüz gibi gayri ahlâki halleri gördükçe kahroluyoruz. “Kendi aralarında birbirlerine karşı merhametlidirler” düsturunca büyümüş ve yetişmişti bu milletin çocukları. Zor anında düşmanının bile elinden tutup imdadına yetişirdi. Birbirine karşı halim selim, birbirini gözetip kollayan, merhametle dolu bu asil milletin evlatlarına ne oldu da birbirini boğazlar hale geldi? 

Artık sokaklarda belli bir saatten sonra güvenle dolaşmak mümkün değil. Bıçağı dayamak, tetiğe basmak bu kadar kolay mı? Kolay değil elbet. Bu bir cinnet hali. Seviyesizliğin ve ahlâki erozyonun hüküm sürdüğü toplumlarda belli bir zaman sonra bu cinnetin yaşanması beklenen bir şey. 

Yıllardır bu ülkede düşünen ve görebilen insanlar bu gidişin sakat olduğunu haykırdılar. Şairin dediği gibi “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak,/ Haykırsam kollarımı makas gibi açarak.” Duyan olmadı bu feryatları.  Bu milletin çocukları çıkmaz sokaklarda oyalandı durdu. Kocaman labirentlerin içerisine atıldı, bir türlü çıkışı bulmasına imkân verilmedi. O labirentlerin içerisinde kaybolup gitti çocuklarımız. Tedbir alması gerekenler maalesef tedbir almadılar. Bu tedbirden kastımız polisiye tedbirler değil. İnsanın ruhunu doyuracak, eğitimle alakalı tedbirler. Yıllar önce yapılmadı bugün faturasını acı bir şekilde ödüyoruz. Çok şükür ki, bu işin kaygısını duyan insanlar var ve artık bir şeyler yapma zamanı.

Bundan böyle muhasebemizi iyi yapıp iş işten geçmeden geleceğimizi güçlü temeller üzerine inşâ etmeliyiz. Bu asla ihmal edemeyeceğimiz en önemli vazifemiz olmalı.Çünkü burada bir milletin geleceği ve bekası söz konusu. Bu güçlü temeller de ancak bilimsel anlayışa,milli ve islami perspektife dayalı eğitimle atılabilir. Papağan gibi ezberleyip tekrar eden değil, tefekkür eden, üreten, sorun çözebilen, muhasebe ve muhakeme yapabilen, farklı projeler üretebilen, eleştirel bakış açısı geliştirebilmiş, sanat ve estetik duygusuna sahip nesiller yetiştirmeliyiz.

                                                                                                                         (Recep ŞEN-28.03.2009-Bafra) 

Mayıs 12, 2017