" ESKİ DOSTLAR ESKİ DOSTLAR ! "


Hani bir şarkımız vardı bizim: “Unutulmuş birer birer eski dostlar, eski dostlar...“ diye başlayan. Bafra'nın bembeyaz örtüyle kaplandığı bugün, pencereden kar tanelerinin birbirine değmeden arza düşüşünü seyrederken bu şarkı dolandı dilime nedense. Gün içerisinde öyle mırıldanıp durdum.

Eski dostlar yâdıma düştü birer birer, bu şarkıyı kendi halimde öylece mırıldanırken. Meğerse insan dostlarıyla varmış şu yalan dünyada ve hepsinin de ayrı bir yeri varmış hayatımızda. Onların olmadığı hayat karesinin ne tadı var, ne de tuzu! Bir yanımız muallâkta sanki onlar olmayınca. Hep eksik sanki bir yanımız onların yokluğunda.

Acı bir burkulma hissi kaplar yüreğimi ne zaman yâdıma düşse uzaklardaki dostlarım. Keşke yanımda olsalar derim ama nafile... Araya yollar girmiş, yıllar girmiş ve dostlarımızı bizden ayırmış.

Yârenlik edebileceğimiz dostlar uzaklarda şimdi. Kimisinin ismi âlemi gezer, kimisinin ismi cenneti... Gönüllerine muhabbetten katre damlamış bu canlara imrenmemek, onları özlememek mümkün mü?

Şimdi onlar fotoğraf albümünün en nadide sayfasından bize tebessüm ediyorlar. Bir dostun, fotoğraf çekinirken gülümsemek lazım sözünü şimdi daha iyi anlıyorum. Bir gün saat dolar da göçersek bu yalan dünyadan, peşimiz sıra o tebessümlü kareler kalsın. Başka bir varımız olmadı şu yalan dünyada geriye bırakacak, bari tebessümümüz kalsın yâdigâr!

Tebessüm dostlarda daha bir başka oluyor. Dostun tebessümü gamı kederi alıp götürüyor gönlümüzden. İki dostun birbirine tebessümü sadaka olarak tarif edilmiş inancımızda. Onun için dostlarınızdan tebessümü esirgemeyin. Tebessüm etmek bedava, vergisi yok, aldısı yok!

Modern ve çağdaş olarak nitelendirilen günümüz dünyasında, insanca yaşamak adına hayat gerçekten çok zor. Zaten çırpınışlarımız İNSANLIK ÖLMESİN adına değil mi? Her şeye rağmen İNSANLIK ÖLMESİN diyoruz. Bu yüzden dostlar diyoruz, eski dostlar diyoruz, vefâ diyoruz. Vefâsız adamdan hiçbir şey olmaz. Parası olur, son model arabası olur, yatı olur, katı olur, dünyası mamur olur ama adam olamaz!

Bu dünyada unutmak ve unutulmak, hissiyatı körelmemiş yürek sahipleri için en elem verici duygudur. Eğer bir nebzecik hissiyat yoksa insanda veya hisleri dumura uğramışsa, dostluk ve vefâ adına bir şey beklemeyin ondan. Onun dünyasında bizim kaygısını duyduğumuz bu ulvi duyguların da yeri yoktur.

Bazen neşe, bazen de ıstırap içinde geçiyor günlerimiz. Bilirsiniz, hayatın yazı da var, kışı da... Hastalık ve dar günler hayatımızın kışı sayılabilir. Böyle anlarda yanımızda dostlarımızı ararız. Hastane koridorlarında dost bekleyen biçareleri görmüşsünüzdür hepiniz? Gözleri kapıda bir ses, bir ışık beklerler. Siz hiç saat gecenin ikisinde telefonu eline alıp, birkaç kere arama teşebbüsünde bulunduktan sonra geç oldu bahanesiyle vazgeçerek gözyaşlarını yüreğine gömen yaralı yüreklere şahit oldunuz mu? Buz gibi hastane duvarlarını seyrederken dost kelamı, dost tebessümü beklemek ve sonunda hayal kırıklığına uğramak... Bundan daha yıkıcı bir deprem olur mu insan için?

Yolunu gözleyebileceğiniz bir dostunuzun olması ne kadar güzel bir şey! Ve bir yerlerde sizleri de dostlarınızın beklediğini sakın unutmayın! Onların sizi aramalarını beklemeyin. Vakit geç olmadan siz arayın onları. Israrla siz arayın! Yarına bırakmayın çünkü hayat çok kısa. Bunun farkında olmak için mezarlık veya hastanelere uğramak lazım sık sık. Hiç bitmeyecek sandığımız ömür bir gün orada noktalanacak. Ömrün noktalandığı o son demlerde bile bizi omzunda taşıyacak dört hakiki dosta ihtiyacımız var. Formaliteden, utanma belası cenazenize gelenleri, çiçek gönderenleri boş verin siz. O gün sahici dostlarınız varsa ne mutlu size! Onların duası iki cihanda sizinle.

Hayata dair neşe ve elemlerimizde hep yanlarına koştuğumuz veya yanı başımızda bulduğumuz dostlarımız... Hırçın dalgaların şerrinden bizi saklayan emin limanlar... İyi ki varsınız, sizsiz bu hayat çekilmez! Adı modern, içi dışı yalan dünyada nesli tükenmeye yüz tutmuş kuşlar gibi sizler kaldınız aramızda birkaç kişi. Ya sizler de uçup giderseniz geri dönülmez diyarlara?

Etrafımızda arkadaş çok ama dostların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Dost deyince aklıma hep şu enfes baba oğul hikâyesi gelir. Genç adam, babasına her gün; ”Benim de senin gibi çok dostlarım var” derdi. Baba itiraz eder, “Olmaz öyle çok dost, dostun hakikisi belki bir, belki iki tanedir. Fazlasını bulamazsın” diye cevap verirdi. Bu konuşma ve tartışma uzayınca gerçek dostun kim olduğunu anlamak için bir sınav yapmaya karar verdiler. Bir akşam bir koyun kesip çuvala koydular. Baba, oğluna ”Hadi bu çuvalı al, bir dostuna götür” dedi. Delikanlı çuvalı sırtlayarak, sanki içinde öldürülmüş bir adam varmış gibi en iyi bildiği dostuna gitti. O dost, kan damlayan çuvalı görür görmez kapıyı hızla delikanlının suratına kapadı. Arkadaşını içeri almadı. Dost bildiği herkesi tek tek dolaşan delikanlı hepsinden aynı karşılığı gördü. Kapılar hep yüzüne kapandı. Çaresiz geri dönerek “Haklıymışsın baba” dedi. ”Dost yokmuş bu dünyada; ne sana ne de bana.” “Hayır evlat” dedi baba. “Benim bir dostum var. Hadi, çuvalı al da bir kere de ona git.” Genç adam, çuvalı tekrar sırtlayıp alnından ter, çuvaldan kanlar damlar vaziyette babasının dostuna gitti. O dost, delikanlıyı hemen içeri aldı. Arka bahçeye geçerek bir çukur kazdı, çuvalı gömdüler. Çukuru kapatarak üstüne de cesedin kokusu belli olmasın diye sarımsak diktiler. Genç adam, babasına gelerek ”Baba, işte dost buymuş” deyince babası; “Daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarın ona git, bir kavga çıkart ve iki tokat at. İşte o zaman anlarsın dostun hakikisini” dedi. Delikanlı, aynen babasının dediği gibi yaptı. Babasının dostuna istemeden iki tokat attı. Tokadı yiyen dost, şunu söyledi delikanlıya: ”Git de söyle babana, biz böyle iki tokada sarımsak tarlasını satmayız.”

Sahi, böyle kaç dostunuz var sizin iki tokada sarımsak tarlası satmayacak? Yoksa sizler de Âşık Veysel diliyle “Dost dost diye nicesine sarıldım/Benim sâdık yârim kara topraktır.” diyenlerden misiniz?

(Recep ŞEN-09.11.2008)

Mayıs 10, 2017