SADAKA TAŞLARI


Sadaka taşları bizim medeniyetimize özgü bir uygulamadır. İyiliğin, paylaşmanın yeryüzündeki en nezih, en zarif, en güzel tezahürüdür. Cömertliğe (sehavet) farklı bir yorum getirilmiştir sadaka taşlarıyla. Gönül insanı olan âlicenap ecdadımız burada da farklılığını göstererek bizi ve dünyayı kendisine hayran bırakmıştır.

Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi, yapılan hayra gösteriş (riya), kibir bulaşmaması ve yardım edilen kişiye psikolojik olarak herhangi bir etkinin olmaması ve onun eziklik hissetmemesi gibi sadaka ile ilgili temel ilkeler amaçlanmış sadaka taşları uygulamasında.

Edep, merhamet, şefkat medeniyetinin çocukları olarak bizler, maalesef bugün bu tür uygulamalardan bihaberiz. Unutmayalım ki, kendi değerlerine yabancı olan bir toplum hiçbir zaman ilerleyemez, başkaları tarafından, dikkate alınmaz, kabul ve saygı da görmez.

            Verenin ve alanın birbirlerini hiç görmediği bir yardım şekli sadaka taşları uygulaması. Fakire uzanan gizli bir merhamet, şefkat, yardım eli aslında. İyilik yaparken bile edebi gözetmek bizim ecdadımıza has benzersiz bir hayat tarzı. Onlar böyle incelikli düşünen ve yaşayan insanlardı. Onlardaki bu incelik, edep, şefkat ve merhameti başka kültürlerde göremezsiniz! Genellikle gecenin karanlığında hali vakti yerinde olan hayırsever insanlar sadaka taşlarına sadakalarını bırakır giderlermiş. Bazen eşya bırakanlar da olurmuş. Muhtaç durumda olan fakirler de sabaha karşı buradan gelip ihtiyacı kadar parayı alır, gerisini sadaka taşına bırakırmış. Kendisi gibi muhtaç olan diğer fakir kardeşlerini düşünürmüş. Nefsinin arzusuna kapılıp da oradaki paranın tamamını alıp gitmezmiş. Sonra ellerini açar, sadaka taşına sadakayı bırakan hiç tanımadığı ve görmediği kişi için dua edermiş. Bu arada bir semtin sadaka taşına diğer semtten başka birisi uğramazmış. Demek ki herkes kendi semtinin fakirini kollayıp gözetiyormuş.

           17. yy başlarında bir seyahat yapmak üzere İstanbul’a uğramış olan Batılı bir gezgin, seyahatnamesinde bakın neler anlatıyor: “İstanbul’un bir mahallinde bir hafta geç saatlere kadar bir sadaka taşının yanında bekledim. Taşlarda paralar bulunmasına rağmen ihtiyaç sahibi bir kişinin dahi bu taşların yanına geldiğini görmedim. Doğrusu hayretlerimi gizleyemedim.”

           Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca sadaka taşları hakkında şunları yazar: “Sadaka taşı, iki metre boyunda mermer bir sütun. Üstünde bir çukur var. Geçen asırda, yolu buraya düşenlerden hal ve vakti yerinde olanlar, mermerin üstündeki çukura birer miktar para bırakırmış. Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir ihtiyacı olunca oradaki parayı alır. O günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Yüz para mı? Onu ayırır, kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı çukuruna kor ve meçhul sadakacıya içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönermiş.”

           Yazının bir başka bölümünde kanayan bir yaramıza parmak basıyor Ünver Hoca:” Bizler bu hizmetlerimizle milletimizi bu güne kadar getirmişiz. Eğer umumi idaremiz, tarihte bilgisizlikleriyle, bilerek ve bilmeyerek geçmiş asırda fenalık yapan politikacılara kalsaydı, çoktan dünya yüzünden silinmiş olurduk. Bu gibi umumi ve hususi vakıflarımızdan başka, halkımızın orta hallilerinin ve hatta fakirlerin, kendilerinden daha çok fakirlere muavenet ellerini uzatmaları, hizmetlerini tarihlerimize intikal ettiremediğimiz için, milli hasletlerimiz ve meziyetlerimizden bu hala devam eden şifahilik ihmalimiz yüzünden dünyanın dört bucağına duyuramamışız.”(Hayat Tarih 1967, sayı: 11)”

           Bu konuların araştırılması ve günümüz insanına sunulması lazım. Camiler, medreseler, mezarlıklar, türbeler ve mahallelerin fark edilmeyen tenha köşelerine yerleştirilirmiş sadaka taşları. Yani gizlilik esas olarak kabul edilmiş bu işte.

          Bu milleti, sahip olduğu yüksek ahlâk ve maneviyat duygusu payidar etmiştir yeryüzünde asırlarca. Yoksa biz, dünya üzerinde böyle köklü bir medeniyet kurup yaşatamazdık. Bizim medeniyetimizin özeti “her şey insan için” ilkesinde saklıdır. Tarihi kayıtlar bize sivil ve resmi bütün kurumlarda bu zihniyetin hâkim olduğunu gösteriyor.

          Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye verdiği “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” öğüdünün hayata yansımasıdır sadaka taşları ve buna benzer hayra dayalı daha birçok uygulama. Şimdi böyle bir toplumda hiç istemediğimiz haksızlık, hırsızlık ve dilencilik olayları olur mu?

          Tabii biz bunları anlatırken bazıları bu anlattıklarımıza kolayca inanamayacaktır. Belki de haklılar; çünkü kapkaç çetelerinin aramızda dolaştığı, hırsızlık olaylarına karşı son sistem tedbirlerin alındığı  bir dünyada yaşıyoruz. Reklamı olmayan yere kuruş para harcamayan zenginlerin olduğu bir dünyadayız. Yaptıkları hayır işlerinin adına sponsorluk diyorlar zenginlerimiz. Gel de onu sen benim külahıma anlat! Ne hayrı, resmen ticari faaliyet. Şimdi böyle bir dünyada kolayca ulaşılabilecek bir yere para koyacaksın ve oradan da sadece muhtaç olanlar ihtiyaçları kadar alacaklar… Günümüz insanı için öyle kolay anlaşılabilecek bir şey değil bu. Ama biz millet olarak böyle mesut, müreffeh, emniyet ve huzur dolu günler yaşadık geçmişte. Bugün de yaşayabiliriz, bu mümkün.

          Bundan üç yıl önce Ramazan ayında yaşadığım bir hadiseyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Bildiğiniz gibi mübarek Ramazan ayı, iyilik ve yardımlarımızın yoğunlaştığı bir atmosferi barındırır içinde. Bu mübarek ayın feyzi, bereketiyle muhtaç insanlara daha yakın olmalıyız. Sadaka taşları bu konuda bize ilham kaynağı olur inşallah. Reklam olsun diye değil, nam olsun diye değil; sadece fi sebilillah fakirin yüzünün gülmesi için hayır yapalım. Malumunuz olduğu üzere ramazan ayında iftar çadırlarımız kuruluyor. Bu iftar çadırlarından birisinin önünden geçiyorduk. Çadırın girişinde büyükçe bir pano var ve bu panoda o akşam iftarı veren kişi veya firmaların isimleri yazılı. Baktım panoda isim yazmıyor. Bu durum dikkatimi çekti. Görevliye sordum bu akşam iftarı kim veriyor diye. O da isminin açıklanmasını istemeyen iki hayırseverin verdiğini söyledi. Sadaka, iyilik bu işte! Allah (c.c.) bilsin yeter, insanların bilmesine ne lüzum var!

         Bir arkadaşım anlatmıştı, dinlerken çok duygulanmıştım. “Hala aramızda böyle asil insanlar var demek ki” dedim içimden. Bu anlatacağım hadise bir asalet örneğidir gerçekten. Bafra’nın bir mahallesinde geçiyor nakledeceğim olay. Şimdi bu olayı bizzat yaşayan kişiyi dinleyelim birlikte:

         “Bir Ramazan gecesi, vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Evin önündeki kaldırımın kenarına oturdum hava alıyordum. Siyah, son model, lüks bir jeep durdu. Araçtan iki bayan indiler. Bana ellerinde isim ve adres yazılı bir kâğıt gösterdiler. “Bu adresteki ismi arıyoruz, bu mahallede oturuyormuş, tanıyor musunuz?” Kâğıtta yazılı isme ve adrese baktım. Çok iyi tanıdığım bir kişiydi. “Evet, tanıyorum. Ne yapacaksınız siz onları? Gariban, kimsesiz insanlardır onlar. Sizinle ne işleri olur ki?” Kadın, onlara yardım edeceklerini söyledi. Yalnız bir şartları vardı. “Bizim hakkımızda en ufak bir şey söylemeyeceksiniz. Sadece verdiğimiz bu malzemeleri onlara ulaştıracaksınız” dedi. Kim olduklarını sordum, söylemediler. Kimliklerini bilinçli bir şekilde gizliyorlardı. Hatta arabalarının plakaları bile kapatılmıştı. Yüklü miktarda bir yardım malzemesi ve parayı bana güvenerek bırakıp gittiler. Ben de o emanetleri muhtaç olan aileye götürdüm verdim. Öyle sevindiler ki, bana teşekkür edip duruyorlardı. Ben de:” Hayır, bana teşekkür etmenize gerek yok, ben aracıyım sadece. Bunları bana iki kadın size vermem için bıraktı. Bu iyilik onların. Ben tanımıyorum onları, siz de tanımıyorsunuz. Dua edin onlara yeter!” dedim. Ev sahibi ağlamaya başladı ve ellerini açarak dua etti bilmediği o iki insan için."

         Selçukluların başlattığı ve Osmanlı’nın da devam ettirdiği, bugün bizim hepten unuttuğumuz sadaka taşları uygulamasını günümüze uyarlayarak ve modern çağın teknolojisini de kullanarak devam ettirmeliyiz. Bu sayede hiç şüphesiz huzurumuz, dirliğimiz, birliğimiz, bereketimiz artacaktır. Bizler, kendinden başkasını düşünmeyen, sadece kendisi için yaşayan insanlar olamayız. Bırakalım şu reklamı, şöhreti, bencilliği, cimriliği de sahiden bir şeyler yapalım. Neden bizim mahallemizde de bir sadaka taşı olmasın?

(Bu yazımız aynı zamanda Konya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çıkarılan KOMEK dergisinde ve ayrıca Haber Portalı bafraajans.com adresinde de yaynılanmıştır.)

Mayıs 07, 2017