E-MAİL Mİ YOKSA E-POSTA MI?


                                                                                          *Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez - Sokrates 

Büyük mütefekkir merhum Cemil Meriç şöyle der: "Kamusa uzanan eller namusa uzanır; dil de bir milletin namusudur!"

Birbirimizle anlaşmayı, iletişimi sağlayan doğal vasıtadır dil. Kendi kuralları içinde yaşar ve gelişme gösterir. Dil, bir milleti oluşturan unsurların başında gelir. Milleti koruyan, bir arada tutan sosyal ve milli bir müessesedir. 

Güzel Türkçemiz  Türk Milletinin sesi, duygu ve düşünce hazinesidir. O hazine içerisinde bu necip milletin milli kahramanları, hatıraları, düğünleri, yasları, aşkları, duaları, türküleri, atasözleri, masalları, hikâyeleri, bilmeceleri, kitabeleri, destanları, kahramanlıkları, acıları, sevinçleri,  kısaca maddi ve manevi değerleri saklıdır.  

Dünyanın en zengin, en güzel ve en büyük dillerinden birisidir güzel dilimiz. Her Türk genci güzel Türkçemizi  en değerli varlık olarak sevmeli, ona saygı göstermelidir. Dilimizi içten ve dıştan gelebilecek zararlı etkilerden ve zorlamalardan korumalıdır. Milletinin bekasını da burada görmelidir. Bu yüzden onun kadrini, kıymetini bilmelidir. Çünkü dil nesiller arasındaki kültür aktarımında köprü görevi görmektedir. Bu köprüyü sağlam tutmak zorundayız.  Sadece kulaktan dolma, çevreden edindiğimiz bilgilerle kalmayıp, Türkçemizin bağlı olduğu kuralları kullanarak konuşmalı ve yazmalıyız. Zaten iyi konuşmak ve yazmak için bu şarttır.

Son yıllarda toplumumuzdaki yabacı dil özentisi giderek yaygınlaşmaktadır. Yabancı kelimeler artık caddelerimizi, kitaplarımızı, gazetelerimizi, dergilerimizi, televizyonlarımızı işgal eder hale geldi. Peki bizler ne yapıyoruz bu noktada? Kimse alınmasın gücenmesin! Bizler hala e-mail diyoruz e-posta demek varken! Bir sele kapıldık gidiyoruz. Oysa ki direnmeli, gayret etmeliyiz. Bakın bir bilgisayar kelimesi ne güzel yerleşti dilimize. Artık hiçbirimiz computer (kompüter)  demiyoruz. Bu güzel bir örnektir. Teknoloji geldiği yerin kültürünü de birlikte getiriyor. Bundan dolayı dikkatli olmalıyız. Bu noktada milli hassasiyetlerimiz devreye girmeli. Gelen teknolojiyi Türkleştirmeliyiz. 

Büyük şairimiz Yahya Kemal  “Türkçe ağzımda anamın ak sütü gibidir” der. Okullarımızda çocuklarımıza Türkçemizin güzel ve estetik örneklerini okutarak  ana dillerinden tat almalarını sağlamalıyız. 

Küreselleşme uğruna hiçbir Avrupa ülkesi ana dilinden taviz vermiyor. Özellikle bu konuda çok tutucu davranıyorlar. AB ülkelerinin ürünlerine yabancı isim vermediklerini, tabelalarında yabancı isim kullanmadıklarını, dillerine büyük özen gösterdiklerini hepimiz biliyoruz artık. Ülkemizde  ise son yıllarda büyük bir hızla, yabancı isim kullanan işyerlerinin sayısı artıyor. İşin acı tarafı ise bu işyeri sahiplerinin öz be öz Türk evlatları olması. Lütfen bu konuda duyarlı olalım.

Geçenlerde web sayfaları arasında dolaşırken Beşir Ayvazoğlu hocanın bir yazısına rastladım. Yazının başlığı şöyle:  Türkçe’nin Kaybolan Sesleri. Şimdi sizlere o yazıdan kısa bir bölüm arzetmek istiyorum. Birlikte okuyalım ve hal-i pür melâlimizi düşünelim beynimizi zonklatırcasına. Şöyle diyor Beşir Ayvazoğlu: “Bugünkü Türkçe, tarih içinde kazandığı bütün incelikleri ve ses zenginliklerini geride bırakmıştır. Artık konuştuğumuz Halid Ziya'ların, Hamdullah Suphi'lerin âhenkli Türkçesi değil, ağzımızda geveleyip kekelediğimiz  bir Türkçedir.  Maalesef!”  Üniversitede okuyan öğrencilerimiz,  Mehmet Akif’i, Tevfik Fikret’i, Ömer Seyfeddin’i anlayamayacak durumdadır.

İnternet artık çağımızın en önemli ve vazgeçilmez iletişim araçlarından birisi oldu. Buradan sevgili gençlere bir çağrıda bulunmak isterim. Gelin interneti Türkçeleştirelim. Israrla Türkçe kelimeler kullanalım, bu konuda duyarlı olalım. Gelin biz, kendimiz olalım.

Şu zavallı merkez kelimesinin başına gelenlere bakalım birlikte. Şehir merkezi ”centrum” olmuş. Her yer maşallah “center” den geçilmiyor. Eskiden Büyükşehirlerde vardı, şimdi küçücük kasabalara da yayıldı. Halı center, güzellik center, müzik center , Kebap center v.b.

Superler, starlar, super starlar, megalar, hiperler, onlineler, offlineler ve daha niceleri  hayatımızın her anını işgal etti. Bizim mahallenin zavallı Kanaat Bakkaliyesi Nuri dayı inatla tabelayı değiştirmedi. O hala ben ayaktayım güler yüzümle, veresiye defterimle, akide şekerlerimle, tabelamla diyor. 

Ne oldu bizim “basın” kelimesine? Basın kelimesinin ne suçu vardı da alkışlarla yerine “media (medya)” kelimesini getirdik?  

Bizim bazı harflerimiz var bir kenarda ağlayıp dururlar. Mesela “Ş” ve “Ç” harfleri bunlardan ikisi. A,B,C,D şıkları olur da neden Ç şıkkı olmaz? Paşayı pasha, çileği chilek yazmanın mantığı nedir?

Bir de şu cümleyi okuyalım: ” “E-mailime attach ettiğim file’ı iki kez clickleyerek download et; programı kompüterinde install et; istersen Ahmet’e de forwardlayıver.” 

Değerlendirme yerine reyting,  ana haber sunucusu yerine anchorman, başlık yerine manşet, koruma yerine bodyguard, başlangıç yerine start, sonuç yerine skor, tasarım yerine dizayn, cepten cebe yerine cep to cep, destekçi yerine sponsor kelimelerini kullanmaya devam ediyoruz. 

Dildeki yozlaşmaya yol açan nedenlerin başında kitle iletişim araçları gelmektedir. Radyo ve televizyonlardaki genç sunucularımızın güzelim İstanbul Türkçesini bırakıp da Amerikan  aksanıyla yeni bir Türkçe yaratma çabalarını düşünmeli ve sorgulamalıyız. Bu anlayışı bilim insanlarımızdan esnafımıza kadar herkes değiştirmeye çalışmalıdır. Neden Türkçemiz bozuluyor, neden yanlış Türkçe konuşuluyor, neden kimse sormuyor, neden uyaran yok, neden kimse dilini koruma çabasında değil? 

Uğruna binlerce şehit verdiğimiz ve vermekte olduğumuz bu vatanda, bugün dilimizi ve kültürümüzü bombalayanlar var. Türkçe dinlemiştir yüzyıllarca bu cömert topraklar, Türkçe öğrenmiştir. Başka dil bilmez bu topraklar!

Su gibi dupduru Türkçe gerek bize tıkanan fikir yollarını söküp açmak için! Yazarken, okurken, konuşurken Türkçe için, dünyanın en güzel dilini yaşatmak için gayret gösterelim. Unutmayın dili gidenin vatanı da gider, dini de gider!

Görüş, eleştiri ve paylaşımlarınız için aşağıdaki e-postayı kullanarak bize ulaşabilirsiniz. Sevgili dostlar bir başka yazımızda görüşmek dileğiyle sevgi ve sağlıcakla kalın. 

(Bu yazımız aynı zamanda Bafra Gazetesi Ve bafrahaber.com internet sitesinde de yayınlanmıştır)

Mayıs 07, 2017