BİR İSTANBUL RÜYASI


Yeni Cami önünde,
Gözleri maviş maviş gülen,
Saçları altın sarısı bir çocuk.
Avuçlarında yem…
Oturmuş merdivenlere,
İstanbul’un güvercinlerini yemliyor.

Ve ardından bir hışırtı kopuyor,
Vapur seslerine karışan…
Perde perde yükseliyor,
Kanat sesleri gökyüzüne.
Sonra çepeçevre sarıyor.
Sarışın çocuğun etrafını güvercinler.

Ve içlerinden bir tanesi,
En derin, en sükûti, en ak olanı,
Yani güvercinlerin şahı,
Bir şair mektubu bırakıyor,
Sarışın çocuğun minik avucuna...

İstanbul’a selam söylüyor,
Mektubunda şair.
Ve yedi tepeli kutlu şehre,
Hasretini terennüm ediyor,
Yanık bir şiirle.

Bir İstanbul rüyası bu:
Uzaklarda, Anadolu’nun tenha köşesinde,
Başı dumanlı bir şairin,
Hiç uyanmak istemediği,
Bir İstanbul rüyası.

İçinden masmavi denizlerin,
Sıra sıra gemilerin geçtiği,
Martıların kanatlanıp uçtuğu,
Bir İstanbul Rüyası.

Hisarlar, camiler, medreseler,
Saraylar, köprüler, sebillerle,
Süslü bir İstanbul rüyası bu;
Hem de kırk yıllık bir şair rüyası!
(RECEP ŞEN)

Mayıs 06, 2017