ÇOCUK VE OYUN


Oyun deyince aklıma çocukluk yıllarımın yaz tatilleri gelir hep. Sabırsızlıkla beklerdim yaz tatilinin gelmesini. Büyüklerin çok önem verdiği dersler benim umurumda bile değildi. Peki niçin böyleydi? Çünkü büyüklerimiz dersleri ve etkinlikleri bize göre planlamamışlardı. Zaten bizim dünyamızın da pek farkında değillerdi onlar. Yemyeşil çimenler, ağaçlar, meyveler, tertemiz hava, ormanlar, dağlar, derelerde balık tutma, hür bir dünyada istediğimiz kadar oyun…

Hepiniz, bir dönemin o meşhur kara lastik ayakkabılarını bilirsiniz değil mi? Şimdi oyunla bunun ne ilgisi var diyeceksiniz bana. Var efendim var! Çocukluk bu ya, bakın biz ne yapıyorduk o kara lastiklerden.

Eskimiş kara lastik ayakkabıların sert topuklarını keser, güzelce yuvarlak teker haline getirirdik, sonra kısa bir demir çubuk alır, bu demir çubuğun iki ucuna yaptığımız lastik tekerleri geçirirdik. Daha sonra uzun bir demir çubukla bunu birleştirir, uzun demir çubuğun ucuna direksiyon yapardık. Böylece kendi oyuncağımızı kendimiz imal ederdik. Bu da ayrı bir zevkti tabi. Akşama kadar o iki tekerin peşinde tepe, düz, toprak, çayır, çamur demeden dolaşır, arabacılık oynardık. Kâh yük taşır, kâh yolcularımız olurdu, kâh seyahate çıkardık hayal dünyamızda iki teker arabamızla. Bir de o arabayı sürerken kendi sesimizle motor ve korna efektleri verirdik. Ne kadar mutluyduk bir bilseniz…

Çocukluk arkadaşım Demir’le bütün bir yaz boyu onların geniş harmanında, yemyeşil doğayla iç içe, tertemiz köy havasında özgürlüğün tadını çıkarıyorduk. Ne zevkli günlerdi o günler! Yaz tatilinin bitmesini istemezdim. Hep köyde, dedemlerde kalsak derdim o dönemlerde.

Şimdinin bilgisayar başında pinekleyerek savaş oyunları oynayan, atari salonlarının izbe köşelerinde vakit öldüren çocukları bu haz ve mutluluktan maalesef yoksunlar.

Oyun deyip geçmemek lazım, çocuklarımızın gelişimlerinde oyun önemli bir faktör. Mevlana’nın “Oyun aslında akıldandır. Ancak çocuk oyunla akıllanır “ sözü bize çocuklarımızın eğitiminde oyunu göz ardı etmememiz gerektiğini hatırlatıyor.

Şöyle bir baktığımızda yeryüzünde çocuğun var olduğu, daha doğrusu insanın var olduğu andan itibaren oyun vardır. Oyun sadece bize mahsus bir hadise de değil. Diğer canlılarda da oyun var; nihayetinde dünya hayatının kendisi de bir oyun zaten.

Çocuk için oyun, dünyayı ve çevresindeki insanları anlama ve tanıma vasıtasıdır. Çocuğun gelişimi için hayati önem taşıyan oyunla onun ruhsal, fiziksel ve zihinsel gelişimi de sağlıklı bir şekilde tamamlanmış olur.

Oyun, çocuklarımız için hava, su, ekmek kadar gerekli ihtiyaçlardandır. Onların dünyasının olmazsa olmazlarındandır. Siz ne kadar yasak, sınır koymaya çalışırsanız çalışın onlar, bir şekilde oynayacaktır. Biz onlardan yetişkinler gibi davranmalarını ister dururuz. Bu esasen anlamsızca bir çabadır. Unutmayalım ki, onlar çocuktur. Her çocuk hayatı oynayarak öğrenir, oynayarak büyüyür ve oynayarak gelişir.

Evrensel bir kavram olan oyun, hayal ile ikiz kardeştir. Çocuk, hayal ile keşfin gizemli dünyasının kapılarını aralar. Doğal bir öğrenme ortamı olan oyun, çocuk için adeta bir deney odasıdır. Oyun ortamında çocuğun becerileri gelişir, hayatta gördüklerini sınayıp deneme imkânı bulur, öğrendiklerini pekiştirir.

Çocuklarımız kendi kurdukları ve oynadıkları oyunlarla kendilerine has küçücük bir dünya inşâ ederler. Bu dünyada söz hakkı, hâkimiyet kendilerine aittir. Kendileri kurallarını kor veya kuralları değiştirir. Siz büyüklerin, oyunlarına müdahale etmelerini istemez ve tepki gösterirler, kendi akranlarıyla oynamak isterler.

Oyun eğlencedir, özgürlüktür çocuk için. Aynı zamanda büyük bir mutluluk ve haz kaynağıdır. Şunu itiraf etmeliyim ki, bazen bizim ufaklığın oyuncaklarıyla oynamak bana bile haz veriyor. Siz de bir deneyin isterseniz bunu? Belki bu ilginç deneyim bize çocuklarımızı ve onların dünyasını daha yakından tanımaya vesile olur. Yoksa biz büyüklerin başka türlü çocukları anlayacağı yok.

Çocuklarımız ben, sen ve biz kavramlarını oynadıkları oyunlar sayesinde daha kolay kavrıyorlar. Başkalarıyla iletişim kurma becerisi, karar verme, güven duyma, kazananı takdir ve tebrik etme, mağlubiyeti kabullenebilme, toplumsal hassasiyet, barış, hoşgörü, saygı, demokratik tutum, çözüm üretme, işbirliği yapma, empati kurma gibi arzuladığımız olumlu davranışlar oyun sayesinde kazandırılabilir ve geliştirilebilir.

Piaget’e göre; oyunun eğlendirici yönünün yanı sıra tedavi edici yönü de vardır. Çocuğa yapılan oyun terapisiyle onun duygu dünyasına inilerek buradaki korku, kaygı, stres ve rahatsızlıkları giderilmeye çalışılır.

Oyunlar ebeveyn ve eğitimciler açısından bir amaca hizmet etmelidir. Yavrularımızı hayata hazırlama çabamızda oyun bizim can simidimizdir. Eğitsel değer taşıyan oyunlar çocuklarımızın bedensel ve zihinsel yeteneklerini geliştirir, kendilerini rahat ve özgürce ifade etmelerine yardımcı olur, günlük sıkıntılardan kurtulup deşarj olmalarını sağlar.    

Oyun sayesinde çocuklarımız sosyal ilişkilerde daha başarılıdırlar. Liderlik özelliği olan çocuklarımız oyunlarda kendilerini belli eder ve bu özelliklerini sergileme imkânı bulurlar.

Çocuklarımızın gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamaları için oyun oynamalarına izin verelim. Etkinlikleri ve oyun saatlerini onlarla birlikte planlamaya dikkat edelim. Unutmayalım ki onlar çocuk ve oyun onlar için bir ihtiyaç. Biz de bir zamanlar çocuktuk öyle değil mi?

Çocuklarımız için daha güzel ve yaşanabilir dünya istiyorsak, şimdi içimizdeki çocuğa kulak verme vaktidir.

ŞİİR SANDIĞINDAN:
Gittikçe kesilir derken sedâlar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...

                       (N.Fazıl KISAKÜREK)

Mayıs 06, 2017