SUYLA GELEN MEDENİYET(1)


Su hayattır, kültürdür, medeniyettir. Doğum ile başlayıp ölümle nihayet bulan dünya hayatının her anında besin veya temizlik maddesi olarak suya ihtiyacımız var. Vücudumuzun büyük bir bölümü, kanımızın yüzde doksan ikisi, kemiklerimizin yüzde yirmi ikisi, beynin ve kasların yüzde yetmiş beşi su. Su vücudumuza dinçlik veriyor, canımıza can katıyor. Bize sağlık bahşediyor, ruhumuzu dinlendiriyor. Bedenimizin sıcaklık dengesi, hücre içi yaşamın sürmesi, yediğimiz besinlerin yakılması, sindirilmesi su sayesinde oluyor. Su aynı zamanda vücuttaki zararlı maddelerin temizlenmesinde de etkili. Kısacası bütün canlılar için vazgeçilmez hayat kaynağı… 

Bu hakikatin şuurunda olan ecdâdımız suya ayrı bir kıymet vermiştir. Bir canlıya suyu ulaştırmanın sevabını idrak ettiği için de insanın ve canlının olduğu her yere suyu ulaştırmaya çalışmıştır. Bundan dolayıdır ki, Türk’ün yaşadığı diyarlarda susuzluk çekmezsiniz; size merhaba diyecek bir çeşme mutlaka bulunur. Su temininde sizden para pul da istenmez, kana kana suyunuzu içebilirsiniz. Size yılan dahi dokunmaz. 

Ecdâdımız yaptığı çeşmelerle cömertliğin ve iyiliğin zirve noktasına ulaşmış, dost düşman herkesi kendisine hayran bırakmıştır. Eski şehirlerimizin mimari yapısına baktığımızda, çeşmeler şehrin bütünlüğünü tamamlayan önemli elemanlardan bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Tarihi çeşmeler bizim şehirlerimizin adeta biblo taşları, yani kibar ve hoş süsleridir. Gönül dünyamızı serinleten zarif birer sanat abidesidir hepsi. Türk’ün yaşadığı coğrafyalarda bu sanat abidelerini değişik formlarda görmemiz mümkün. Şimdi isterseniz değişik çeşme türlerini birlikte inceleyelim. 

Meydan çeşmeleri, şehrin önemli meydan ve merasim yapılan yerlerine yapılmıştır. Yaygın bir şekilde kullanılan köşe çeşmeleri de bina ve sokak köşelerinde gözümüze çarpmaktadır. Duvar çeşmeleri ise bina veya duvar cephelerine zarif bir şekilde monte edilmiştir. Suyun huzur verici özelliğinden istifade etmek, abdest ve temizlik ihtiyacı için yalı, konak ve saray gibi binaların içine oda çeşmeleri yapılmıştır. Kervanların konakladığı şehirlerarası ulaşım noktalarına, şehrin çevresindeki mesire yerlerine de menzil çeşmeleri kurularak halkın su ihtiyacı giderilmiştir. Namazgâh çeşmeleri ise namazgâhların yanına abdest almak, su içmek ve hayvanları sulamak gayesiyle inşâ edilmiştir. Bunlara cami avlularında şırıl şırıl akan şadırvanları da ilave edebiliriz. 

Zarif içme suyu tesisleri diyebileceğimiz sebillerde halka hayrına su, şerbet ve meyve suyu dağıtılırmış. Hani biz sebil sebil diyoruz ya, buradan geliyor işte. Bu arada dekoratif amaçlı ve daha çok mimari zenginlik olarak tasarlanan selsebilleri de unutmamak gerekir. Selsebiller, büyük bir mermer taş üzerinde farklı yükseltilerde tas şeklinde tanzim edilmiş küçük yalakların bulunduğu ve bu yalakların birinden diğerine suların dökülerek aşağıdaki havuz veya kurnaya doğru aktığı su yapılarıdır. İşte bütün bunlar su etrafında oluşturulan bir medeniyetin güzellikleri olarak karşımıza çıkıyor. 

Ecdadımız bu hayratlarla gönlünün güzelliğini çeşmelere nakşederek su ile insanlara sunmuştur. Gönül güzel ve zengin olunca ortaya çıkan eserde güzel oluyor. Onlar hasenâtın (iyilikler) günahları sileceğine inanmışlar ve bu iman doğrultusunda hayırda sınır tanımamışlardır. Hepiniz görmüşsünüzdür şu bizim Kadı Çeşmesi üzerinde Osmanlıca harflerle yazılı olan cümleyi: “İçene âfiyet, geçene selâmet”. Esasında bütün mesele bir cümlelik hayır duası… 

Şehrimizdeki tarihi çeşmelere şöyle bir bakalım isterseniz: Hüseyin Bey Çeşmesi, Ali Bey Çeşmesi, Kadı Çeşmesi, Aynalı Çeşme, Mescit Çeşmesi, Taşlı Çeşme (Hüseyin Saral’ın kahvesinin önünde). Bir de Taçlı Çeşmemiz vardı. Taçlı Çeşme’yi şimdiki gençlerimiz pek hatırlayamazlar belki. Bugünkü Adnan Menderes Parkı’nın tam önündeydi. Çocukluk yıllarımızda ayrı bir yeri vardı Taçlı Çeşme’nin. Adnan Menderes parkı yapılmadan önce, yeşil alanda kendi tabirimizle mahalle maçları yapardık arkadaşlar arasında. Maçta terleyince hararetimizi Taçlı Çeşme’de söndürürdük. Çeşmenin başına gelir o güzelim motiflerini seyreder, elimizi yüzümüzü yıkar, suyumuzu içerdik. Bizim için ab-ı hayattı Taçlı Çeşme’nin suyu. Şimdi ne mi oldu? Gözümüzün önünde bakımsızlıktan harap oldu gitti. Bir çeşmeye sahip çıkamadık yani anlayacağınız. Taçlı Çeşme gibi birçok kültür varlığımızı yitirdik, yitirmeye de devam ediyoruz. Çok duyarsız bir toplum olduk çok… 

Yerimiz dar, mevzu geniş. İnşallah gelecek yazımızda bu mevzuya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdilik hoşça kalın, su gibi aziz olun…

Mayıs 06, 2017