İKİ ŞEHİDİMİZİN MEKTUBU


Bayramınız kutlu olsun değerli dostlar! Bu mübarek bayram gününde sizlerle iki mektubu paylaşmak istiyorum. Birinci mektup Çanakkale savaşlarında şehit düşen Üsteğmen Zahid adlı bir kahramanımıza ait. İkinci mektup ise Güneydoğu’da şehit düşen Serhat GENCER isimli şehidimiz tarafından ailesine yazılmış.

Bu mektupları okurken aklıma Orhan Şaik GÖKYAY’ın o meşhur “Bu Vatan Kimin?” şiiri geldi. O şiirden şu iki kıtayı mırıldandım gayri ihtiyari olarak:

Ardına bakmadan yollara düşen, /Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan, /Huduttan hududa yol bulup koşan,/Cepheden cepheyi soranlarındır... /İleri atılıp sellercesine,/Göğsünden vurulup tam ercesine, /Bir gül bahçesine girercesine, /Şu kara toprağa girenlerindir...

İlk mektubumuz bir Çanakkale Şehidimizden. Bu mektubu Gümüşhane’nin Şiran ilçesinden Üsteğmen Zahid, eşi Hanife Hanım’a yazmış. 9 Ocak 1916’da Çanakkale’de şehit olmuş Üsteğmen Zahid. Savaş boyunca hiç izin almamış ve ailesi konusunda hiçbir söz etmemiş kimseye. Herkes onun evli olduğunu ve bir yavrusunun bulunduğunu bu mektuptan sonra öğrenmiş. Çünkü o cepheye gelirken gerideki ailesinden çok vatanını, aldığı görevin mesuliyetini düşünmüş. Bakın neler yazmış Üsteğmen Zahid mektubunda: 

“Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Bilirsin, her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme... Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasip etti ise, benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde, elbette ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak, sana bir vasiyetim var: Birincisi benim için katiyen ağlama... İkincisi, eşyamın listesi ilişikte. Bunları sat, ele geçecek paradan “mihr-i muaccel ” ve “mihr-i müeccel ” ini al, üst tarafı ile bana bir mevlit okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma... Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.”

İkinci mektubumuz, Şırnak’ta 1994 yılında şehit olan Astsubay Çavuş Serhat GENCER’e ait. Serhat GENCER Kırıkkale doğumlu. Şehit olmadan önce yazdığı mektup şöyle:       

“Sevgili ailem, ilk önce hepinizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Bu mektup ancak ben öldükten sonra sizin elinize geçecektir. Beni asla unutmayın. Hep kalbinizin bir köşesinde saklayın. Şunu asla unutmayın. Allah'ın verdiği canı Allah'tan başkası alamaz. Bu yüzden üzülmeyin. Yalnız size söylemek istediğim bir şey var. Ben Burcu’yu çok seviyordum ve bu sevgimi de mezara götürüyorum. Ben burada öldümse Allah yolunda, vatan namus ve millet yolunda öldüm. Benimle aslında gurur duyun ve gülün. Asla ağlamayın. Eğer ağlarsanız ben yattığım yerde rahat edemem. Dedeme de hepinizin selamını söylerim. Kendinize çok iyi bakın. Sizleri çok seviyorum. Hepinizi çok özledim. Oğlunuz. Yazacak başka bir şey bulamıyorum.”

Ne mutlu o yiğitlere ki bir ulvi dava uğruna şehit oldular. Ne mutlu o yiğitlere ki bizlere yol açtılar, ışık oldular. Herkesin ölümden korktuğu bir dünyada gülümseyerek ölüme koştular. Zaten o gül yüzlü yiğitlere de bu yakışırdı. Mukaddesat uğruna ölmenin güzelliğini, şehadeti öğrettiler bize. Ölüme bir başka anlam kattılar. Hani ne diyor du Üstad “Ölüm güzel şey budur ötelerden haber,/ Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber!” Adam gibi yaşayabilmek ve adam gibi ölebilmek, işte bütün mesele bu!

Biz buyuz işte, bütün dünya duysun! Bizim mayamız, rengimiz bu! Birisi 1916’da yazılmış, diğeri 1994’de. Yıllar, asırlar geçse de bu böyle olacaktır. İnancımız, sevdamız asla değişmeyecektir. 

Selam olsun sizlere aziz şehitlerimiz!

Mayıs 06, 2017